Daha önce yazarın Satranç romanını okumuştum. Kısa, sürükleyici ama bir o kadar akılda kalıcı bir kitaptı. Şimdi de kısacık ama gene sürükleyici bir kitap daha okumuş oldum Stefan Zweig’ten.
Bu roman birkaç saate bitebilecek bir romandı. Kurgusu güzel, okuması rahattı. Vakit sorunumdan sebep hızlı okuyamasam da aklımın bir köşesi “Ne olacak bu Mademe de Prie’ye acaba?” sorusu ile ara ara kurcalandı.
Müthiş bir saltanattan berbat bir sona uzanan çirkince bir hayatın öyküsü bu. Paranın, ihtirasın, görkemin yapılan alçaklıklarla son bulması ve çöküşün, dibe vuruşun yaşandığı bir hayat bu.
Birkaç gecelik bir serüven aslında. Tadı damağınızda kalacak, “Acaba köylü çocuk kutuyu açacak mı?” ya da “Bu kitabın ikincisi olsa yahut biraz daha uzun olsaydı.” diyeceğiniz cinsten bir öykü.
Keyifli okumalar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çünkü insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; tarihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi.
Romanı okumaya başlamadan önce yazarın diğer iki kitabını okuduğum ve çok etkilendiğim için hiç tereddüt etmeden bunu da okumayı seçmiştim. Başladıktan sonra yapılan incelemelere baktım ve acımasız eleştiriler buldum. İster istemez kafam karıştı ve bir parça olumsuz etkilenmedim desem yalan olur. Ama okudukça haksızlık ettiklerini öğrendim. Sadece çok fazla karakter bulunması zaman zaman kafa karıştırıcı oldu. Belki Uçurtma Avcısı ya da Bin Muhteşem Güneş kadar muazzam değil. Onlar kendi başına iki özel romandı. Ama bu roman da onlarla eş değer olmasa da çok etkileyici, sürükleyici ve merak uyandıran cinstendi.
Tabii benim de takıldığım noktalar var elbette.
Mesela kitabın bölümleri çok uzun. Bu durum bölümleri bitirmeden ara vermeme sebep oldu çoğu zaman. Bir de nedense tarihlerde takıldığım için ara ara geri dönüşler yapma ihtiyacı duydum. Son olarak da yeni bir konuya ya da ayrı bir detaya girerken sanki anlatılan son şeyin devamıymış gibi ara verilmeden yazılmaya devam edilmesi kitabın küçük kusurlarından birkaçı işte.
Gelelim romana.
Evlatlık verilen bir kız çocuğu, abisinin ve kızın birbirine olan tutkusu, Aflanistan’ın gerçeklikleri; anneler, kardeşler, babalar ve daha bir çokları kitapta yer alıyor.
İnsanların yalnızlıkları ve umutları beni en çok etkileyen şeylerden biri. Kimi kızdığım, kimi şaşırdığım, kimi hüzünlendiğim fazlasıyla olay.
Peri ve Ahmet’in hayatları, sürüklendikleri yaşamlar, birbirinden uzak yılları ve yaşadıkları sonlar...
Diğer yanda Nila, Nebi ve daha bir çok karakterin birbiriyle olan bağlantıları.
Kesinlikle okunması gereken bir roman.