“Amar Dağı’ndan bir adam koşarak köye geldi.” cümlesi dağ, kaçış, haber, bekleyiş duygularını; terleyen, heyecan içinde kalan, nefes nefese kalan bir adamı gözlerimizin önüne getiren, gölgeli, doğurgan ve çoğul bir anlatımdır. Yavuz Ekinci, hikâye anlatımının yanında, hikâyeye maruz kalmanın olanaklarını da eserde bir üstyorum pergeli çizgisinde bizi gezdirir. Doğaya, eşyaya, insana, hayvana, zihne toplu kıyımın anlatıldığı romanda uzun soluklu bir karanlığın içinde hayallerin kaçışlara zimmetlendiği, kaçışların kapalılığa doluştuğu olaylar dizini burkulma çitiyle anlatılıyor.
Günün BirindeYavuz Ekinci · Doğan Kitap · 2016194 okunma
Akademik müktesebatın ana damar çizgisiyle hareket edildiğine tanıklık edebiliyoruz eserde. Sorun kadın-din konusuyla sınırlanmaz ve sosyal bilimlerin kurucu mantığıyla bütünleşir. Dinin ima, sunum ve göstergesine karşı aynı minval üzerinden vaziyet alan kurucu bir dikkat belirli burada da. Problematik düzeyde kadın olgusunu teoriler ekseninde ele alan his geçebiliyor, okura.
Dianoia kateden düşünmedir, bağlantı kuran ve çıkarım yapan düşünme. Şiir ise, olumlama ve hazzetmedir; katetmez, eşikte durur. Lillipütyende kuralı olmayan şiirler, geleceği sahipleniyor.