Bir sonraki 'an'ı beklemeyin. Bir sonraki 'an' diye bir şey yok. Sonra diye bir şey yok. Akış sürer gider.
'An'ın parçası olun. Her 'anla birlikte yaşayın. Böylece kaldırın anları.
Hiçbir 'an' olması gerektiği gibi değildir. Şöyle olsaydı, böyle olmalıydı diye düşünmek anlamsız. 'Anları
düzenleyenleyiz. Yaşamları düzenleyemeyiz. Ne kendimizinkini ne de başkalarınınkini.
Çok amaçlı yirminci yüzyıl insanında dürtü var, ama derinlik ve yoğunluk yok. Şunu satın almak, bunu
başarmak, yeni bir deneyimden geçmek gibi hedeflerimiz var. Hedef ve amaçlarımız yüzünden, hayatı
yaşamak yerine tüketiyoruz. Hayatla yekvücut değiliz artık. Hayatlarını belirli, sabit amaçlara
indirgeyenler, hayatla yekvücut olmadan onun yüzeyine tutunma çabasındadırlar.
Ölümü yadsımak, yaşamı yadsımanın en güçlü göstergesi. Ölümlü olduğumuzu, öleceğimizi hemen hiç
düşünmeyerek kendimizi zihinsel bir deli gömleği içine sokuyoruz. Yaşadığımız, kokladığımız,
gördüğümüz, dokunduğumuz her anın bir daha gelmeyeceğini hissettiğimiz anlar o kadar az ki. Yaşamı
böylesine özel, böylesine benzersiz kılan şey, her şeyin yalnızca bir kez olması. Bunu algılamak,
ölümün bilincine varmakla mümkün olabilir ancak. Ölümün bilincinde olmayan insan, yaşadığının
bilincinde de değildir. Her anımız ölüm unutkanlığı içinde geçiyor.
Ne var ki, yaşamı bu kadar az düşünen, yaşamı düşünmek gerektiği konusunda herhangi bir bilinçli
çaba harcamadan yaşayıp giden bizler, başkalarının yaşamını etkileyen konularda taraf seçmekte son
derece aceleci davranırız.
Yaşamın tarafım seçmeden, yaşantımız ve tarih boyunca bir tarafa karşı başka bir tarafı seçip dururuz.
Seçtiğimiz tarafın anlamını ya da yaşam biçimini başkalarına zorla kabul ettirmek için uğraşıp dururuz.
Örnekler göstererek, gerekirse güç kullanarak tarafımızı kabul ettirmek için durmaksızın didiniriz.
Hayatımızı canımızın istediği gibi yaşamakla yetinmeyiz. Bununla yetinmek isteyen bir avuç insanı da
rahat bırakmayız. Onların ayağına gideriz, onları aziz mertebesine yükseltiriz, onlar gibi olmaya
çalışırız, onları taklit etmeye çalışarak gönüllü olarak bir yapıyı benimser ya da pek istemeyerek de olsa
kabul ettiririz kendimize. Ondan sonra da, bizi taklit edecek taraftarlar bulmaya gelir sıra.
Daha çocukluktan başlayarak, bireyin gelişimi
kesintisiz bir seçme zorunluluğuna bağlanır. Bireyden seçim yapması istenir; seçmek suretiyle de birey
tutsak olur ve özgürlüğünü yitirir.