Okuyan herkesin ağladığı, sindirilemez bir kitap olduğunu anlatan yorumları unut, Ben Ağlamadım!
Dört arkadaşın yaşamı deniyor hep ama bir ana karakterimiz var.
Jude ‘un çocukluk, gençlik ve yetişkinliğinde başına gelen olaylar ve bu olayların hayatına, arkadaşlıklarına ve en önemlisi insanlara güven kavramına etkilerini işliyor kitap.
Arkadaşlarını koşulsuz bir güvenle seviyorsan ve kendine dürüst olmak istemiyorsan bu kitabı okuma.
İlk 200 sayfa çok sakin ve hatta sıkıcı, sabır et geçiyor, hatta tadını çıkar son son bu sayfalar gülümsetiyor çünkü.
200 den sonrası dipsiz bir kuyu gibi.
Anne babasını hiç tanımamış Jude ‘un, güvenebilecek kimsesi olmadan yaşadığı, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlatan bölümlerde, iki sayfada bir okuduklarımı sindirebilmek için kitabı bir kenara bırakmam gerekiyordu.
Eğer “Sol ayağım” “Uçurtma Avcısı” “Beni asla bırakma” gibi kitapları okumadıysan bu kitabı henüz okuma.
400 den sonrası ise daha da kötü, hayatın süssüz gerçekleri. Jude yaşamış geçirmiş gibi değilde, tam olarak şuan sen bütün bu korkunç şeyleri yaşıyormuşsun gibi hissetmeni sağlayan, aslında herkesin böyle ağlamasına sebep olan, yazarın anlatım şekli.
Bu hayatların, gerçekte etrafımızda varolduğunu kabul etmek istemeyişimiz ağlatıyor bizi. Çok güçlü bir empati duygusu kazanıyorsun birden.
Bir gün tekrar okuyacağımı, Jude ile tekrar buluşacağımızı bilerek bitirdim kitabı.