Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.
Benim kalbim, bir ıslahevidir doktor
Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
Benim kalbim, gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
Kalbim, ıslah olmaz bir kuştur doktor
Tıkanır, ölür metropollerde..
Trenler geçiyor dudaklarından
Bir doğu şarkısı ve göç sığınağı sesin..
Eğilmeden öptüğün çocuk da biliyor tarifi yok bir kanlı avuca sığan dünyada son kullanma tarihi yok acıların..
Ki ağzından dökülünce çocuklar, toparlanamıyor kimsesizliğim..
**
bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı tanrım
bazı şarkılar vardır
kırmızı akşamsefalarını anlatır
karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
geceyi onlar bahçeye taşırdı
ben ne zaman öleceğim tanrım
sabah olunca mı
keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
şu odanın ortasında dursam
saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum
bazı şarkılar vardır
kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
o şarkının adı
ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismimin bir anlamı olmasaydı
"Büyüdüğüm evde bir tuhaflık vardı. Köşeler gölgeler, merdivenler fısıltılarla doluydu. Ve dürüstlük kadar önemsizdi zaman kavramı. Evimizde gizli bir savaş sürüyordu. Bunu nasıl anladığımı bilemiyorum. Bu sessiz savaşta ilahların payladığını duyumuyorduk. Yerlere serilip kalanlar da ceset değil, sadece ölen isteklerdi. Kurşunların yerini sözler almıştı ve akıtılan kana da gurur deniliyordu.."