Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ah, hala var mıydı kurtuluş diye bir şey?! Peki ya tanrılar, onlar neredeydiler?! Şimdi olup bitenler, tanrıların parıltılı iktidarlarının son kalıntısı mıydı? Öç mü alıyorlardı? Bir defa daha feda edişlerinin öcünü mü alıyorlardı? Harcanmış ve harcayan insanoğlundan bir öç alış mıydı?!
Vergilius bakışları olmayan bir kafatasıydı, unutuşun gölgeli sahillerindeki taş yığınlarına yuvarlanmıştı, alacakaranlığın nehrinde kupkuru ve balta kesmez çalılıklara yuvarlanmıştı, çıkışsızlığı karşısında unutuşun bile sönüp gittiği hiçliğe yuvarlanmıştı, bakışlarını dikmiş, kör bir gözden başka bir şey değildi, (…)
Geride sönmüş bir hafızanın kötücül bir alayla körleşmiş utancından başka hiçbir şey kalmamıştı ve bu utanç, yalnızca görünüşte var olan, ölü bir hafızanın kirliliğine dönüşmüştü.
(…) ah, evet, Vergilius bütün bir hayatı ölülerin olmayan birlikteliğinde geçirmişti, hep sadece ölülerle yaşamıştı ve bunun sonucunda ölüleri de yaşayanlardan saymıştı, insanları hep birer ölü olarak görmüştü, onları hep ölüm gibi kaskatı bir güzelliğin yapımına ve üretimine yarayan yapı taşları yerine koymuştu ve işte bu yüzden onun için insanların hepsi birden yarım kalmışlıkta, sonsuz bir yaratılamamışlıktan kaynaklanma bilgisizlikte kaybolup gitmişlerdi.