Ah sen, yanımdan istemeyerek koşup uzaklaşan ve geri çağırmadığım sen, özlemle kutlanmış ve geri çağrırılman bana yasaklanmış olan sen, hiçbir zaman geri dönmeyen, ah, onca hafif adımlarla sırrına varılamayan bir duyulmazlığın anlaşılmazlığında kalan sen, evet, sen, gölgenin arkasındaki o yitik görüntü, nerede yuvaya dönüşün?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
(…) hiçbir derinliğe geçit vermeyen bir zemine yuvarlanmıştı — bu düşüş daha da sürecek miydi? Daha da sürmek gibi bir zorunlulukla karşılaşacak mıydı? 
— ah, gerçekten hala var mıydı sanat? Hala var olma hakkına sahip miydi?— ancak yemini ve bilgi içerdiği ölçüde, ancak insanoğlunun kaderi olduğu ve onun kendi varlığının üstesinden gelmesi niteliğini taşıyabileceği ölçüde, kendi üstesinden gelinememiş olan aracılığıyla yenileyebildiği, bunu da ruhu sürekli kendi kendini aşmaya çağırarak ve onu bu yoldan kesit kesit kendi gerçekliğini sergilemeye, kesit kesit daha derine inmeye yönelterek başarabildiği ölçüde sanatın da var olmaya devam edebileceğini biliyordu —
matemli bir hüzünledir demek ki,
evet, böyledir güzelliğin kendini insana açışı
bütün içine kapanmışlığıyla; o içine kapanmışlık ki,
simgeye ve dengeye aittir aslında