Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, kökünü hatıralarda bulmayan hiçbir şey, gerçekliğin olgunluğuna erişemez; insanoğlu daha en baştan benliğine katılmamış ve üstüne gençliğindeki yüzlerin gölgelerinin düşmediği hiçbir şeyi sonradan kavrayamaz. Çünkü ruh hep kendi başlangıcında kalır, hep ilk uyanışlarındaki ihtişamı yaşar; son bile ruhun gözünde başlangıcın saygınlığına sahiptir; ruhun çalgısının tellerine dokunmuş hiçbir şarkı kaybolup gitmez ve yine aynı ruh sonsuzluğa akarcasına yenilenen bir bekleyiş içerisinde, daha önce kendisini seslendirmiş olan bütün ezgilerin tonlarını kendi içinde korur. 
Ya Vergillius’un kendisi, hangi esrarengiz geçmişten hangi bilinmez geleceğe taşınmaktaydı? Şu anda yaşadığı, daha çok uçsuz bucaksız bir şimdiki zaman içerisinde süzülüp gitme değil miydi?
(…) bu aynı zincire vurulmuş bu iki insan sanki hiçbir zaman çocuk olmamış, gençliklerinin bahçelerinde oynamamışlardı; sanki vatanlarında dağlar, çayırlar, çiçekler yoktu ve sanki akşam çöktüğüünde uzaklardaki bir vadide çevresine kulak kabartarak, tatlı şırıltılar çıkararak akan dereleri bile hiç olmamıştı; böyle bir ortamda insanın kendi hatıralarına yapışıp kalması, onları koruma uğruna çaba harcayıp özen göstermesi de utanç vericiydi!
Çünkü gözlerin gördüğü asıl hakikat, o tatlı baştan çıkarmalar değildi, hayır, ancak gözyaşlarıydı insanı görür kılan ve gözler, ancak nice acıların ardından görebilen gözlere dönüşüyordu; (…)