Mekotoni geceleri uzun, sessiz ve tehlikelidir.
Kraliçe’nin davetiyle saraya gelen çingeneler, gösterileriyle halkı büyülerken
gölgelerin içinde başka bir oyun hazırlanmaktadır. Uli artık ne bir kaçak ne de yalnızca bir şifacıdır; yine de geçmişini geride bıraktığını sandıkça kaderi yeniden karşısına çıkar. Sadakatle ihanetin, sahneyle gerçeğin birbirine karıştığı bir gecede hiç kimse göründüğü kişi değildir.
Her alkışın ardında bir fısıltı, her gülüşün ardında bir pusu saklıdır. Bazı tuzaklar uzaktan görünmez.
Bazı avlar kendi avcısını bekler. Ve bu kez “Pusu Avcısı” da avla birlikte sahnededir.
Uzun zamandır bir kitabı yarım bırakmamıştım ve bir kadın karakterden hazetmemiştim. Son iki kitaptır da yahudi güzellemesine denk gelmek nasıl bir bahtsızlık. bir öncekinde yazarın kalitesi bitirmemi sağlamıştı. Kurt ve Ormancı'da ne yazık ki o da yok. Karakterler sığ ve klişeler üzerlerinde toplamışlar. Kadın karakterin mızmızlıklarını ve sürekli Katalin ve Virag bana çok kötü davrandılar diye ağlamasını ve fantastik bir kurguda bile yahudiler şöyle zulüm görmüşler böyle ezilmişler, sürülmüşler diye okumak istiyorsanız buyrun.
Çeviri ve editörlük de çok kötüydü.