ㅤㅤㅤSobaya iki odun atıver dersiniz. Odun ısıtır.
ㅤㅤㅤHiç kereste fabrikası veya bir doğramacı atölyesi gördünüz mü? Oralarda da, kalınlığı, eni, boyu çeşit çeşit odunlar görmüşsünüzdür. Cinsleri de çeşitlidir ve her cinsin alıcısı bir değildir; çünkü onları kullananların arasında marangoz da vardır. İnşaatçı veya ince mobilyacı da.
Mesele o kadarla da bitmez: Aynı meşe veya cevizden birisi nefis bir kitaplık veya masa çıkarır da, uyduruk usta veya kalfanın elinde aynı malzeme ziyan olur gider.
ㅤㅤㅤFakat köşemizin üstünde “Edebiyat” yazılı; odunu bırakalım da dile bakalım.. Türkçe'ye yâni…
ㅤㅤㅤTürkçe de öyle işte. Mahmutpaşa pazarlığına da yarar, seçim nutukları atmaya da. Ve aynı Türkçe ile Ahmet Hamdi TANPINAR Beş Şehir’i yazdı. Yunus Emre'den Yahya Kemal'e kadar bir hayli dev şâir hayat buldu. Bir de, Türkçeyi eciş bücüş edenler var, işin asıl şaşılacak tarafı, üzerinde ahkâm kesenler ve kuşa döndürmeye çabalayanlar var.
ㅤㅤㅤŞimdi biz, bu durumda ne yapacağız? Aceminin acemisi, beceriksizin beceriksizi mobilyacıyı değil de, o cânım cevize veya ardıca mı yükleneceğiz?
Düşman Kazanmak Sanatı , Tarık Buğra , sayfa 41.
Onu bunu yaptım. Biraz kitabımı yazdım. Ve tabii ki arada da şarkı yazıyorum. (...)
Bir de, dinliyorum ve düşünüyorum. Zaman burada geçmiyor adeta: Öylece var oluyor. Uzun lafın kısası, şayanı hayret bir yer.
Altın olan her şey parlamaz,
ㅤㅤㅤHer gezgin yitirmemiştir yolunu,Gücü olan yaşlı kolay kolay solmaz,
ㅤㅤㅤDerindeki kök atlatır donu.Küllerden bir ateş dirilecek,
ㅤㅤㅤBir ışık fırlayacak gölgelerden,Kırılan kılıç yenilenecek,
ㅤㅤㅤŞimdi taçsız olan, kral olacak yeniden.