"Oralarda fazla konuşmak ayıp..." diyor Şermin Yaşar Anadolu'nun küçük bir köyündeki yaşamını anlatırken, "Epey bir süre izledim, dinledim, şaşırdım ve yaşadım." Ve her kitap bir yaşanmışlığın ürünü, onun yaşanmışlığı, bizim yaşanmışlığımız! Hepimiz biraz Lo'yuz. Okudukça fark edecek, kendinizi bulmuşken kendinizden geçeceksiniz!
"Her gün daha çok üzülüyordum, her gün daha çok, her gün bir önceki günden daha çok."
Çocukken en büyük hayaliniz neydi?
Kolay oldu mu "okula gitmek" sizin için?
Yoksa imkansızlıklar içinde mi büyüdünüz?
Mevsimlik tarım işçilerini bilir misiniz? Nerede aş var oraya düşer yolları, hangi mevsim iş var orada olur evleri. Sahi, olur muydu evleri? "Bugüne kadar annem bana odamı toplamadığım için hiç kızmadı. Çünkü kendime ait bir odam yok. Annem ve babamla birlikte tek göz odalı bir çadırda yaşıyoruz." "Köylü değil çadırlıyız, çiftçi değil işçiyiz." Sabahları güneşle kalkan, kaldırılan insanların hikâyesi... Gün ışığını israf etmekten korkan. "Güneş doğdu! Hazır güneş doğmuşken kalkın ve çalışın. Gün ışığını ziyan etmeyin! Ne kadar çalışsak o kadar kâr." Yüksel... Ona takılan ismiyle "Lo". Yegâne hayali okumak... Ama bunu kimseye anlatamıyor. Hani Şermin Yaşar hayatını anlatırken diyor ya, "Oralarda fazla konuşmak ayıp."
"Her gün daha çok üzülüyordum, her gün daha çok, her gün bir önceki günden daha çok."
Dokuz yaşımda başladım okula, yaşadığım yerde okul yok. Baktılar ilkokul öğretmenimin tabiriyle "karta kaçacağım", dedemler aldı beni okula göndermek için. Onların yaşadığı yerde de okul yok, bir şekilde taşımalı olarak başladı okul maceram. Yazları yaylaya göçüyor, kışları obaya iniyoruz. Hiç unutmam gaz lambası ışığında okuma çalışmalarımı. Suyu pınardan doldurup geliyoruz. Çeşme dedemin ahşap evinin önünde. Her sabah güneşle birlikte kalkıyor su