Hayatımızda pek çok kez birileri çıkar ve bize bilgece sözler söyler. Ama o sözlere kulak vermeyi bilmek de ayrı bir bilgelik ister. Bu bilgelik, bize başkaları tarafından armağan edilemez, onu tecrübeyle kendi kendimize elde etmemiz gerekir.
"Neden hayattan güven ve rahatlıktan öte bir şey istemeyen bir korkak gibi konuşuyorsun Enkidu?" dedi Gılgamış. "Sen ve ben tanrı değiliz. Tüm ölümlüler gibi günün birinde biz de öleceğiz ve hiçbir şey de bu gerçeği değiştirmeyecek. O halde ne diye korkalım? Neden ölümün bizi yıldırmasına izin verelim?..."
"Doğurmak çok acayip bir şey, Gülsüm. Bir canlının karnının içinde büyümesi. Içinde seninkinden başka bir kalbin atması. Kıpırdaması. Sonra bir gün senden ayrılıp pat diye kucağına düşmesi, yanında başka biri olarak bitivermesi. Küçük ama dev varlığıyla bütün alanlarını kaplaması. Sensiz hayatta kalamaması. Çok zor. Çok ağır bir sorumluluk. Manyakça bir şey. Çok korkutucu. Bir kadının kendi çıplak gerçeğiyle bu kadar karşı karşıya kaldığı, kendini ne yapsa kimselere anlatamadan böyle bir başkalaşımı tek başına göğüslediği başka bir hayat olayı var mıdır, bilmiyorum."