Bu kitaba kadar hep çeviri kitaplar okuyordum, Türkçe yazılmış bir kitap okumayalı yıllar olmuştu. Bu farkındalığa vardığımda ne okuyacağımı hiç bilmiyordum ve yayınevinin Türk Edebiyatı Klasikleri serisini çıkardığını gördüm. İsabet oldu, bu şekilde çok düşünmeden okuma kararı aldım. Benim gibiyseniz dili başta zorlayabilir. Günümüz Türkçesiyle düzenlense de uyum sağlamam zaman aldı, normal hızımda okuyamadım. Bu açıdan bir tık zorlayıcıydı ama alıştım ve kesinlikle keyif aldığım bir okuma oldu. Kitabın konusundan behsetme gereği görmüyorum, eminim yeterince bahsedilmiştir ve inceleme yazma derdinde de değilim. Nihayetinde benim de yeni uyum sağladığım bir tür denebilir, daha çok deneyimlerimden bahsetmek istiyorum. Kitabın başlarında hanımlar arasındaki konuşmalarla karşılanmak güzeldi. Gözlerimin önünde eski Türk filmelerinden hallice sahneler canlandı, hem okuması hem hayal etmesi keyifliydi. Benzeri sahnelerin daha çok olmasını isterdim. Başrollerimiz hakkında söyleyebileceğim ilk şey ikisinin de kendine has olduğu. İkisi de toplumdan farklılaşmış, genele göre tuhaf denebilecek karakterler. Tanışmaları, mektuplaşmaları, felaket senaryoları, gelişen olaylar ilgi çekiciydi. Hikaye çok akıcıydı sürüklenip gittim. Yazarın kadın karakteri yazımından ve dönem hakkındaki fikirlerinden ayrıca keyif aldım. Güzel hatırlayacağım, eğlendiğim bir okumaydı ve en önemlisi bana çok özel altı alıntı bıraktı.
İnsanlıgın en büyük hastalığı kendini kemiren illetlerin cidden tedavisine başvurmaktan çok daima tehlikeyi hakiki derecesinden aşağı göstermeye çalışmak hastalığıdır. Bu yaraların derman bulunmaz niteliğini açık ve kesin bir dille açıklamaya ugraşanlar daima halkın lanetine uğrarlar. Yaranmak için halkı aldatan ikiyüzlüler beğeniler ve saygı görürler...