Bu konu günümüz yazarlarına verilseydi sürüklenip gideceğimiz dolu dolu bir seri çıkardı. Gerçekten dikkat çekici, insan daha çok detay, daha çok ihtimal istiyor. Bilimkurgu Klasikleri okuduğum her seferinde benzeri düşüncede buluyorum kendimi. Genelde bu kadar kısa kesilmiş olmuyorlar ama yine de günümüz yazarlarının dolu dolu 300 sayfalık üç kitap çıkaracağı konuları 200 sayfada okuyup bitirmek üzücü oluyor.
Kitaba gelirsek, hem çok yakın hem çok uzak bir gelecekteyiz, ana karakterimiz P. Burke adında genç bir kadın. Korkunç görünüşüyle yaşamla ölüm arasında bir yerlerde. Belki de yaşamak nedir hiç öğrenememiş, deneyimleyememiş. Bir gün her şey değişiyor. Sonunu düşünmeden bir anlaşma yapıyor ve yapma bir bedenle, çok güzel çok genç bir kızın bedeniyle, ilk kez hayatı yaşamaya başlıyor. Uzaktan kumandayla yönettiği bu bedende ona ait olan sadece beyni ama tam da bu sebepten o kabuğun içindeki her şey o oluyor.
P. Burke, yeni adıyla Delphi, bu yeni hayatın heyecanıyla yok sayılan sınırları, bariz yanlışları, değersizleşmeyi umursamıyor çünkü o da kendine farklı bir değer biçmiyor. Onun için Delphi'nin bedeniyle yaşadığı her an paha biçilemez ve onun adına bu anları daha da eşsiz hale getirecek bir şey oluyor. Bu süreçte aklına bile getiremeyeceği ama içten içe umduğu pek çok şeyi hissediyor, yaşıyor.
Burke için kazançları ve kayıpları düşündüğümde o anki dünyada ve o anki koşullarda zararda değilmiş gibi geliyor. Hatta dengeden söz edebilirim. Bu kadar bencil bir sistemde yok olup gitmeden önce o ya da bu şakilde yaşayabildi. Bence ona göre sonu nasıl olursa olsun yaşayabilmiş olması her şeye değerdi çünkü tüm anlar en uzak en imkansız ihtimal bile değillerdi.
Keyifli bir okumaydı. Bir şeyler hissetmekse aradığınız şans verebilirsiniz.