"Ayrımcılığa uğramanın nasıl bir şey olduğunu, ne kadar derin yaralar bıraktığını, o ayrımcılığa maruz kalan dışında kimse anlayamaz. Acısı kişiye özeldir ve kendine özgü bir yarası vardır. O yüzden, iş eşitlik ve adalet istemeye geldiğinde, başkalarından aşağı kalacağımı sanmam. Yalnız, çok daha fazla canımı sıkan şey, hayal gücünden yoksun insanlardır. T. S. Eliot'un ifadesiyle 'içi boş insanlar'. O hayal gücünden yoksun oldukları kısmı, hissiz perdelerle örtmeye kalktıkları halde, kendileri bunun farkında olmadan ortalıkta dolaşıp dururlar. Sonra o hissizliklerini içi boş laflarla başkalarına dayatmaya kalkarlar."
"Gerçekten de, ben diğer insanlardan biraz farklıyım. Fakat temelde ben de insanım. Bunu anlamanı isterim. Bir canavar değilim. Normal bir insanım. Diğer herkesle aynı hisleri yaşıyor, aynı hareketleri yapıyorum. Fakat bu ufacık farkı, bazen dipsiz bir uçurum gibi hissettiğim de oluyor. Elbette, düşünecek olursak, yapılabilecek bir şey yok."
"Mutsuz bir yaşam sürüyordum; sıradağların arasından sivrilen tek bir yüksek dağ misali tüm endişelerimin arasından sivrilen o en büyük endişem bir an olsun gitmiyordu gözümün önünden."
"Milyonlarca yıldızın bakışları altında yaşadığım halde, o ana kadar varlıklarının farkına varmamıştım. Yıldızlar hakkında doğru dürüst bir kez bile düşündüğüm olmamıştı. Hayır, yalnızca yıldızlar değil. Onların dışında, bu dünyada benim henüz farkında bile olmadığım ya da bilmediğim ne kadar çok şey var acaba? Böyle düşününce, kendimi çaresiz hissediyor, ümitsizliğe kapılıyordum. Nereye kaçarsam kaçayım bu çaresizliğimden kurtulamıyordum."