Betulsjournal

Betulsjournal
@Betulsjournal
Yazıyorum, çünkü içimde susturamadigim bı ses var Yerini seven çiçekler gibiyim
Puan vermedi·324 syf.··
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 19:44
Zülfü Livaneli’nin kaleminden dökülen her satırda, kalbimdeki Abdülhamid Han sevgisinin ne kadar haklı temellere dayandığını bir kez daha hissettim. 'Kaplanın Sırtında' sadece bir dönemi değil, koca bir imparatorluğun omuzlarındaki o devasa yükü taşıyan bir liderin yalnızlığını, sabrını ve nezaketini anlatmış. Onu sadece tarih kitaplarının soğuk sayfalarından değil, insani duygularıyla, o vakur duruşuyla okumak içimde bambaşka bir hüzne ve hayranlığa yol açtı. 'İstibdat ve Hürriyet' sarkacında geçen o zorlu yıllarda, onun her şeye rağmen gösterdiği o derin feraset ve vatan sevdası karşısında saygıyla eğilmemek elde değil. Kitap bitti ama benim ona olan vefam ve gönül bağım daha da perçinlendi...Ruhu şad olsun, cennet mekan Sultanım...
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·376 syf.··
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 19:56
Afrikalı Leo’yu okurken, bir insanın hayatının tek bir coğrafyaya, tek bir kimliğe, tek bir dile sığamayacağını baştan kabul ederek ilerledim. Kitap, Hasan el-Vezzan’ın Granada’da başlayan çocukluğundan Afrika içlerine, Kahire’ye, Roma’ya ve Papa’nın sarayına kadar uzanan uzun ve parçalı yolculuğunu anlatıyor. Sürgünle başlayan bu hayat, şehir şehir değişen dillerle, dinlerle, isimlerle şekilleniyor; her yeni durakta Leo biraz daha dönüşüyor ama tamamen de kaybolmuyor. Endülüs’ün düşüşüyle yurdundan koparılan bir çocuğun, ticaret yollarında olgunlaşan bir gence; ilimle, seyahatle ve gözlemle yoğrulan bir bilgeye dönüşmesini izliyoruz. Kitap boyunca savaşlar, salgınlar, saray entrikaları, çöller, limanlar ve medreseler iç içe geçiyor; Leo hem tanık oluyor hem anlatıcıya dönüşüyor. Amin Maalouf, tarihi olayları arka planda tutup insanın kırılganlığını, aidiyetsizliğini ve hayatta kalma çabasını merkeze alıyor. Din değiştirmeler, zorunlu uyumlar ve sessiz kabullenişler bir ihanet gibi değil, bir var olma biçimi olarak sunuluyor. Afrikalı Leo, bir yolculuk kitabı olduğu kadar, yitirilmiş bir dünyanın hafızası; anlatılan her şehir, her isim, her kayıp, insanın kendine tuttuğu uzun ve sabırlı bir kayıt gibi ilerliyor.
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202418,3bin okunma
Puan vermedi·282 syf.··
2024 48. kitabı
Gece Yarısı Kütüphanesi, çıktığı dönemde yarattığı etki ve sunduğu felsefi zemin nedeniyle büyük beklentilerle elime aldığım bir kitaptı. Pişmanlıklarla dolu bir hayatın sonunda, kişinin sonsuz olasılıklar içeren bir kütüphanede kaybolmuş hayatlarını deneyimlemesi fikri gerçekten de edebi açıdan zekice. Yazar Matt Haig, Nora Seed karakteri üzerinden modern insanın kaygılarını ve "acaba başka bir yolu seçseydim" sorgulamasını çok akıcı bir tempoyla işliyor. Kitabın bu kadar hızlı okunabilmesi ve ana mesajının netliği takdire şayan. Ancak, benim için kitabın tam da bu akıcılığı, aynı zamanda en büyük eksikliği oldu. Nora, bir hayattan diğerine o kadar hızla geçiş yapıyor ki, o alternatif evrenlerdeki karakter derinliği ya da o hayatın getirdiği duygusal yük, yüzeyde kalıyor. Sanki her biri, ana karakterin ana mesajı anlaması için kurulmuş birer "görev seviyesi" gibi hissettiriyor. Dolayısıyla, okurken zihnimde "evet, mesajı anladım ama neden bu kadar abartıldı?" sorusu sürekli döndü. Kitap sonunda vardığı "en iyi hayat, şu anki hayattır" sonucu kıymetli olsa da, bu sonuca varış süreci bende o büyük katarsis anını yaratmadı. İyi bir okumaydı, düşündürdü, ama maalesef bende "kült" bir eser etkisi yaratmaktan uzaktı.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,2bin okunma
10/10
·352 syf.··
2025 86. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 23:22
1984 İncelemesi: Uyanık Kalmak Zorunda Olduğumuz Bir Uyarı "1984" benim için okumaktan çok, deneyimlediğim bir kitap oldu. George Orwell, 1949 yılında, günümüz dünyasının en büyük korkularını ve tehlikelerini kristal netliğinde görmüş olmalı. Bu roman, sadece bir distopya hikayesi değil; bireyselliğin, özgür düşüncenin ve gerçeğin bir totaliter rejim tarafından nasıl yok edilebileceğine dair sarsıcı bir el kitabıdır. Hikaye, Okyanusya adı verilen süper devlette yaşayan, Parti'nin en alt kademesinde çalışan Winston Smith'in gözünden anlatılır. Winston'ın hayatı, her yerde asılı olan Büyük Birader (Big Brother) posterleri ve evlerin içine kadar uzanan Tele-ekranlar aracılığıyla sürekli gözetlenmektedir. Bu, nefes almanın bile bir risk olduğu, her düşüncenin potansiyel bir "Düşünce Suçu" olduğu bir dünyadır. Winston'ın isyanı, basit bir günlük tutma eylemiyle başlar. Bu küçücük eylem, onun zihnindeki gerçeği arama kıvılcımını ateşler. Ardından, yasak aşkı Julia ile kurduğu ilişki ve Parti'ye karşı olduğuna inandığı gizemli O'Brien ile tanışması, onu bir yeraltı hareketine katılma hayaline sürükler. Kitabın en dehşet verici yanı, Parti'nin Gerçekliği Manipüle Etme Gücüdür. "Geçmişi kontrol eden, geleceği kontrol eder; şimdiyi kontrol eden, geçmişi kontrol eder." Gazetede yazılanların, tarihin ve hatta dilin (Yenidil - Newspeak ile) sürekli değiştirilmesi, okuyucunun kendi hafızasını sorgulamasına neden olur. Gerçek nedir? Sorusunu, bu kadar keskin bir şekilde sorduran başka bir eser hatırlamıyorum. Romanın son bölümü, özellikle Winston'ın Sevgi Bakanlığı'nda yaşadıkları... İşte orası, gerçekten insanın dayanma sınırlarını test eden ve ruhunuzu donduran bir kısım. Orwell, totaliterliğin sadece bedeni değil, insanın ruhunu ve düşünme yeteneğini nasıl parçaladığını öyle
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
Puan vermedi·1552 syf.··
2025 78. kitabı
Monte Cristo Kontu: İntikamın, Adaletin ve Yeniden Doğuşun Destanı Ah be, Edmond Dantès... Kitabı okurken genç denizci Edmond'a kurulan o korkunç kumpası, düğün günü hapse atılışını okudukça içim parçalandı. Hani insanın hayatındaki en mutlu anda, tüm hayalleri elinden alınır ya, işte tam da öyle. O an hissettiği ihanet ve çaresizlik gerçekten iliklerine kadar işliyor insanın. Düşünsene, on dört yıl! Bir insanın en güzel yıllarını, suçu olmadığı halde bir zindanda geçirmesi... Fakat kitabın asıl gücü, Edmond'un o zindanda geçirdiği dönüşümde gizli. İf Şatosu'ndaki hücresinde tanıştığı Rahip Faria sayesinde sadece zenginliğin değil, bilginin, eğitimin ve en önemlisi sabırla beklemenin değerini öğreniyor. Hapisten kaçıp, o müthiş servete ulaştıktan sonraki o kimlik değişimi var ya, işte o tam bir sinema sahnesi! Artık o, saf Edmond değil; gizemli, güçlü ve her şeyi bilen Monte Cristo Kontu! Kont'un intikam planını izlemek, satranç oynamak gibi. Her hamlesi ince ince düşünülmüş, zekice kurgulanmış. Suçluları teker teker, onların en hassas noktalarından vuruşunu okurken bazen "Helal olsun!" diyor, bazen de intikamın ne kadar yıkıcı bir şey olabileceğini görüp ürperiyorsun. Bu, kuru bir intikam değil; bu, Tanrısal bir adalet arayışı. Hani o meşhur söz var ya: "Bekle ve ümit et." Kitabın ana teması bu sözde saklı bence. Sonuç olarak, bu kitap bana adaletin er ya da geç yerini bulacağını ve bazen hayatın bize sunduğu en büyük felaketlerin, aslında çok daha büyük bir amaca hizmet edebileceğini gösterdi. Eğer epik bir macera, derin duygular ve soluksuz bir intikam öyküsü arıyorsan, Monte Cristo Kontu'nu elinden düşüremeyeceksin, söz veriyorum!
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202037,1bin okunma
Reklam