Bir ömre sığdıramadıklarımızı bir güne sığdırabilir miydik? Bu ne kadar mümkündü?
Hayat bı şekilde akarken bakmadığımız gökyüzüne doya doya öpmek isterdim. Yanından gectigim tüm çocukları şefkatle sarmak , dudaklarım catlayana kadar öpmek isterdim. Ayıplanır diye düşünmeden koşmak isterdim . Kalabalık içinde sokağın ortasi demeden müziksiz dans etmek isterdim . Yiyip yiyip doymamak, hep çakır ceyif yaşamak isterdim. Sarılmak isterdim. O sevip sevip doyamadiklarıma binlerce kez sevdiğimi söylemek isterdim... Son kez gözlerinin en derinine bakıp hayatımı film şeridi gibi görmek isterdim. Sevmek, aşık olmak delice şarkılar söylemek, gönlümün raflarina kitaplar dizmek isterdim. İsterdim isterdimde ah bir ömre kaç tanesini sigdirabilirdim.
Belkide bugün son günümüz , burası dunya bilinmezlik yeri değil ki . Hala nefes almak mümkünken sevin, sevilin, koşun , dans edin hayal kurun hicbir sey imkansız değil . Sarılmak , tebessüm etmek zor değil . Gökyüzüne dalıp kendini bulmak, sayfalar boyu dünyaları gezmek .. Ölmekten ya da yaşlanmaktan korkmaya gerek yok. Hayat yapmak istediklerimizi erteleyecek kadar uzun değil.Hala yasiyorsan her şey mümkün
Tüm mumkunlerin kıyısında
B.D
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sorun şu ki Tanrım, gömleğim önden yırtıldı. Gömleğim önden yırtıldı ve artık hiç kimseye masumiyetimi ispat edemiyorum. Bu bir kaza sadece ve sonucu değiştirmiyor. Kuyuda saklanıyorum uzun yıllardır. Gelip geçen kervanlardan gizliyorum kendimi. Esir olmak korkusu, pazarlarda satılmak korkusu yapışıyor boğazıma. Kendi karanlığımda boğulmayı seçiyorum. Dışarı çıktığımda gökyüzünü ciğerlerime çekip, çocukları havasız bırakmak endişesi var üzerimde. Böylesi garip ve bir kadar saçma endişeler taşıyorum. Oysa ne Meryem’in iffetinden şüphe etmişliğim var ne de Magdalena’ya bir tek taş attım.
Gömleğim önden yırtıldı ve artık kimseye anlatamıyorum suçsuzluğumu.
“Tanrım bu nasıl bir yorgunluktur?
Aylardan nisan.
Dışarıda deli gibi bir yağmur, hazırlıksız yakalıyor herkesi.
Beklenmedik bir rüzgar sürüklüyor ne varsa önünde.
Ben bir rüzgarda sürükleniyorum.
Konuşmak yoruyor.
Dışarıda yağmur var ve gitmek için iyi bir gün.
Yağmur var ve herşeyi gizlemek için İyi bir gün.
Nisan üzerime yığılıyor sevgilim.
Ben...
Veda etmeye çalışıyorum...
Hepsi bu..."
Bir sabah uyandığınızda Tanrısını yitirmiş bir kentte yayılan şeytan uğultuları, kulaklarınızı patlatırcasına dolar şirket odalarınıza. Son ayet, hesap tablolarının ve istatistiklerin arasında kaybolmuştur. Söylenecek son duaların unutkanlığı yakar vücudunuzu. Terleten bir titreyişi engelleyemez fiyakalı takım elbiseleriniz. Emeğini çaldığınız bir genç kızın sefer tası ateşiniz olur. Yüreksiz döngülerde ararsınız kurtuluş cümlelerini ve araftan da kovulmuş bir günahkarın endişeli gözlerini taşırsınız.
Bir sabah uyandığınızda kentte sığınacak hiçbir taş yapı kalmaz olur ortalıkta.
Sizi gizleyecek hiçbir bina...
Günahlarınızı örtecek hiçbir ev...
Yaşamak adına hiçbir güneş doğmaz olur.
Kendi ölümüne dahi geç kalmış zavallı bir ruhun acısı düşer payına.
Şimdi her şey yeniden başlayacak baylar!
Yarın sabah olduğunda hayat adına dirençli bir sözcük söyleyeceğiz.
Yeniden!
Yeniden!
Yeniden!
Ve Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.