Gerçeklerle yüzleşmek zordur. Doğru bildiği yanlışların varolmasını kabul etmekte zorlanır insanoğlu. Ben yabanın okura sunduğu gerçekleri kabul etmekte çok zorlandım ve neredeyse kitabın ortalarına kadar yazardan da kitaptan da rahatsız olarak okudum. Fakat sonra aklımı toparlayıp ve bir de yazar olan bir arkadaşımla dönemi tahlil edince taşlar ancak yerine oturdu. Evet gerçekler maalesef ki acı. Güzel şeyler duymayı seven biz insanlar kötü olana kulağımızı tıkamaya bayılıyoruz.
Anadolu insanı demek misafirperverlik demek Güleryüz demek ve en önemlisi vatanseverlik demek bizim için. Bu öğretildi. Hatta şimdiden yakınılmıyor mu eski hoşgörü yok artık diye. Fakat yabanda bize gösterilen o ücra Anadolu köyü hiçte bu tasvirlere uygun değil. Tam anlamıyla bağnazlar. Köyden olmayan birini kabul etmiyorlar. Yıllar geçse bile almıyorlar içlerine. Düşman askeri köylerinin içine girdiğinde bile hala yalanlarına inanıyorlar, öylesine saflar. Milli mücadeleyi desteklemiyorlar vs. Bunların hepsi doğru ve insanın zoruna gidiyor okurken fakat dönem tahlili yapmak işte bu yüzden önemlidir. O dönemin şartlarını düşünürsek bunların hepsinin olağan olduğunu fark etmek çokta zor değil. Medya yok okuryazarlık yok haber alabilecekleri bir kaynak yok. Kendi hallerinde yaşayan bir köy. Dışarıdan tamamen kopuklar. Hatta köyde bir doktor ya da öğretmen dahi yok. Öylesine başıboş kalmışlar. Bir değişim oluyor. Bir imparatorluk çöküyor ve yeni bir devlet kuruluyor. Fakat insan beyni değişimi sevmez. Kötü de olsa alışık olana meyillidir. Haberdar olmadıkları bir mücadeleye kapatmışlar kapılarını. Öylesine saflar ki para diye ellerine verilen kağıt parçalarına inanıyorlar ve güveniyorlar düşman askerine. Hatalarını fark etmeleri uzun sürmüyor ama. Okunması gereken ve üzerinde bolca düşünülmesi
Talim,terbiye, iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir. Ve çevre değiştirmedikçe, insanın değişmesine imkan yoktur. Bu küçük mülahazadan Türkiye’deki yenilik ve garpçılık hareketlerinin, neden başarısızlığa uğradığı sorununa kadar çıkabiliriz.
Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir.