Bir filmi gözünüzde canlandırın: Teker teker binlerce resimden oluşur ve her biri mantıklıklı ve anlamlıdır. Yine de son kareyi izlemeden filmin anlamını kavramayabiliriz ancak her bir bileşenini, her bir tekil resmi anlamadan da filmi anlamamız mümkün olmaz. Hayat da böyle değil midir?
Gelecekteki olasılıklar yerine geçmişteki gerçeklikle, yani yerine getirdikleri potansiyeller, doldurdukları anlamlar, hayata geçirdikleri değerlere sahiptirler.
Zen üstadının öğrencilerini sevdiği söylenebilir. Sevgisi gerçek ve olgundur, öğrencisinin amacına ulaşmasında yardım etmek için bütün gayreti gösterir ama yine de üstadın yaptığı hiçbir şeyin öğrencisinin problemini çözemeyeceğini, onun için amaca ulaşamayacağını bilir. Zen üstadının bu sevgisi duygusal değil, gerçekçi bir sevgidir, hiçbirisinin bir başkasını kurtaramayacağı ama yine de diğerinin kendini kurtarması için yardım esirgemeyeceği insan kaderinin gerçeğini kabul eden bir sevgidir. Bu sınırlamayı bilmeyen ve başka bir ruhu kurtarabileceğini iddia eden bir sevgi, kendi görkemlilikten ve ihtirastan kurtaramamış bir sevgidir.