Ahmet Raci, çevresi tarafından sevilen, tahsilli bir gençtir. Hayatında somut bir sorundan bahsetmek zor olsa da kalbinde bir ağırlık bulunmaktadır: bildiği şeylerden kuşku duymaktadır. Ruhu, maneviyatı tamamen kabul etmek ister; başaramaz, inkâr etmek ister, kalbi tatmin olmaz. Kısacası hayatı anlamlandıramaz, bildiği şeylere şüphe içinde bocalar durur.
Günün birinde arkadaşları ile güzel bir kasabaya üç günlük bir gezi yaparlar. Burada bir mesire alanında zaman geçirecekken, Ahmet Raci, etrafında olup biteni umursamayan iki meczubun konuşmasına kulak misafiri olur. Meczuplardan birinin “zaten hiç ile hep aynı şeydir, lakin cahiller, bir şeyi iki isimle anıyorlar!” şeklindeki ifadesinden sonra dayanamayarak kendisinin var olduğunu, varlık ve yokluğun aynı olamayacağını savunur. Meczupların alaycı ve mağrur tavırları varlığa ilişkin kuşkularını daha da derinleştirir.
Gezi dönüşünde, evinin yakınında, gelip geçerken sürekli gördüğü mezarlığa bir kez daha dikkat kesilir ve genel durumun aksine kapısının açık olduğunu fark eder. İçeri girer ve bir kulübeye rastlar. Kulübede birçok yerinde ayna bulunan yamalı cübbesiyle Aynalı Baba ile karşılaşır. Aynalı Baba hürmetle misafirini karşılar, ona kahve ikram eder, gazel okur ve ney üfler…
Kahvenin ve neyin etkisiyle Raci, hayal âlemine geçer. İlk gün Buda ile hiçlik zirvesine doğru yola çıkar. Ancak, güzel olan ne varsa içinde barındıran bir sarayın güzelliğine kendini kaptırdığında yolda kalır, Buda onu kovar. Uyandığında Aynalı Baba ona gülümsemektedir.
İkinci gün, Zerdüşt’ün ülkesinde uyanır. Zerdüşt’ün huzuruna çıkar, Hürmüz’ün (iyilik) tarafında yer alan bir asker olduğunu söyler, Ehrimen’in (kötülük) askerleriyle savaşacaktır. O, Gazap pehlivanını yenen Hikmet’tir. Hikmet ise düşmanların en çetin olan Nefs-i