"Ne ailem kalmıştı ne arkadaşlarım. Ne gülüşüm kalmıştı ne sesim. Ne inancım kalmıştı ne hedefim. Her şey bitmişti, mahvolmuştu ve gitmişti. Benden hiç yoktu artık elimde, bu yüzden tekrardan başlayamamıştım.
“Ateşe hükmetmek için önce yanmalısın.” demiştim Leyla’ya. “Yanmalı ve en değerlilerini kaybedene kadar küle dönmelisin.”
Yetmezdi. Küle döndükten sonra, tekrar tutuşabilmek lazımdı. __Küller yanmazdı.__ İşte, sırf bu yüzden kendimden biraz saklamalıydım tekrardan tutuşabilmek için ama ben, kalan son parçamı da kendi ellerimle kül etmiştim."
Ateşten İpler, Yan Karakter
Yine denk geldi. Genelde olduğu gibi. Ve, yine iyi ki denk geldi.
Kendimi tüketiyorum. Tükeniyorum. Zihnim bana savaş açmış durumda. Bedenim bana savaş açmış durumda. Etrafım bana savaş açmış durumda. Ve ben yine olduğum yerde kalmak için kalan benliğimi tüketiyorum.
Hani, tekrardan tutuşmak için kendimden biraz saklamalıydım? Ne oldu kendime verdiğim onca öğüde? Ne oldu, o kıyamadığım benliğime?
Şimdi mahvoluyor işte.
Öncekinden daha farklı. Çünkü şimdi kale dıştan değil, içten parçalanıyor. Şimdi uçuruma kendi ayaklarım götürüyor beni, başkaları iteklemiyor. Başkalarının ellerinden kurtardım kendimi, kendiminkilerde boğuluyorum şimdi.
Zihnim, beni yok etmeye yeminli gibi.
Ya delilik bu yolun sonu, ya yokluk. Hangisi bilmiyorum. Sonu çıkmaz sokak, sonu çıkmaz, bunu biliyorum. Ama yolda sapak var mı, işte bunu bilmiyorum.
Olmalı.
Bir yerlerde olmalı.
Çünkü çıkmaza girmek için erken.
Çünkü hala bir yerlerde sakladığım o benden biraz olmalı.
Yalnızca, bunu istiyorum işte. Hala olumlu konuşuyorum. Hala olumlu konuşmaya çalışıyorum. Hala kimseyi kırmamaya gayret ediyorum. Hala herkese gülümsüyorum. Hala nasılsın? diyene gülümsüyorum. Hala devam ediyorum. Hala