“Okuduğum kitaplardan birinde, şöyle bir cümle geçiyordu: 'Hayalindeki begonyalar, sardunyalar yoksa eğer evinde, sen dikmediğin için. Latif müzik sesleri yükselmiyorsa eğer bir odadan, sen açmadığın için. Kurabiye kokmuyorsa eğer mutfak, sen yapmadığın için. '* ” Şermin Yaşar’ın o satırla rını okuduğum ilk an, ne kadar güzel bir bakış açısı demiştim. “Sen de hayatındaki eksikliğin ne olduğunu fark ettiysen ve onun için bir çaba harcamıyorsan belki de gerçekten istemediğin içindir.”
Hemen peşine de elime uzanıp “Yüzüğün,” demişti. “Ne kadar güzelmiş.” İncecik parmaklarım, avucunun içine serildiğinde küçücük kaldığını hissettim. Parmaklarım, sadece avucunun ortasına kadar erişirken başparmağı ince taşlı yüzüğün üstünde dolandı parmağımla birlikte. En azından bir konuyu açtığından ve sakinleştiğini hissettiğimden “Siz güzel ne demek bilir miydiniz ya?” diye sordum. Sinir etmekti niyetim; şakaydı, laf dalaşıydı; birazdan kalkacağım şu masadan, geldiğim gibi ayni m aktı. “Seni bilmişim ya, Yetmez mi?”