Keşke daha önce okusaydım dediğim bir kitap oldu Martin Eden. Muhtemelen birkaç yıl sonra tekrar okuyacağım ve tekrar tanışacağız Martin ile, orası kesin.
Martin Eden, alt tabakadan eğitimsiz bir denizcidir. Günün birinde burjuva bir ailenin kızı Ruth'a aşık olur ve bu aşk Martin'in bütün hayatını adeta altüst eder, artık tek amacı vardır o da Ruth'a ulaşabilmek ve onun aşkına erişebilmek için onun sınıfına yükselebilmektir.
Martin o kadar azimli, tutkulu, zeki ve inatçıdır ki kitap boyunca hedeflediği ne varsa gerçekleştirir, neredeyse hepsini. Karakterin gelişimine birkaç evrede şahit oluyoruz kitapta. Başlarda Martin aşk sarhoşudur, hayalperestliğinin doruklarındadır; tek istediğinin Ruth ile mutlu olmak olduğunu ve her şeyi bu yüzden yaptığını iddia edip durur. Ruth'un seviyesine yükselebilme aşkıyla okudukça okur, yazdıkça yazar. Ve felsefeyle de bu evrede tanışır.
Diğer bir evrede ise çamaşırcıda geçirdiği günlerle dibe çakılmıştır ki bu kısımlar kitapta çok sevdiğim kısımlar oldu. Martin gerçek dünyaya iniş yapar ve aslında Ruth ile arasındaki uçurumu biraz bile kapatamamış olduğunu da fark eder.
Martin zaman geçtikçe burjuvaziyi yakından tanımıştır ve bir zamanlar gözünde tanrı seviyesine çıkardığı bu insanların aslında ne kadar boş olduğunu anlar. Bu sırada yeni arkadaşlıklar da kurmuştur ve Martin felsefenin içine iyice dalmış, kendini ateşli ideolojik tartışmaların ortasında bulmuştur. Kitap boyunca keşke felsefe hakkında biraz birikimim olsa diye düşünüp durdum ve hayret içinde bu tartışmaları okuyup durdum. Kitapta bahsi geçen felsefeciler ve akımlar hakkında en azından temel seviyede fikir sahibi olunması gerekir diye düşünüyorum yoksa benim gibi kitaba ara sıra bön bön bakmak durumunda kalabilirsiniz.
Artık sonlara doğru Martin hayallerindeki o
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
"... Size desem ki gökteki ay bir kalıp peynirdir, hemen bu fikrin müridi olursunuz, olmasanız da reddetmezsiniz, çünkü benim dağlar kadar dolarım var. Hem de hepsini uzun zaman önce kazandım çünkü eserlerimi yazmıştım; tam da ne zaman size diyeyim, ayağımızın altındaki toz gibi üzerime tükürdüğünüz zaman. "
... "Ne yaptın da aşık ettin beni kendine"?
"Bilmem" diye güldü genç, "sadece sevdim seni. O kadar çok sevdim ki bırak senin gibi capcanlı bir kadının kalbini, taşı bile eritmeye yeterdi sevgilim."