“Ey Âlem-i İslâm! Uyan, Kur'âna sarıl! İslâmiyete maddî ve manevî bütün varlığınla müteveccih ol! Ve ey Kur'âna bin yıllık tarihinin şehâdetiyle hàdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde nâşiri bulunan yüksek ecdâdın evlâdı! Kur'âna yönel ve O'nu anlamaya, okumaya ve O'nu anlatacak, O'nun bu zamanda bir mu'cize-i manevîsi olan Nur Risalelerini mütâlaa etmeye çalış. Lisânın, Kur'ânın âyetlerini âleme duyururken, hâl ve etvâr ve ahlâkın da O'nun mânâsını neşretsin; lisân-ı hâlin ile de Kur'ânı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi; âlemin reisi ve insaniyetin vâsıta-i saâdeti olursun!”
“İslâmiyetin hakikatinde mevcûd maddî-manevî en yüksek terakkî ve medeniyet umdeleri yerine; dinsiz felsefenin bataklığındaki nursuz prensipler, edebsiz edip ve feylesofların fikir ve ideolojileri, gizli komünistler, farmasonlar, dinsizler tarafından telkin ediliyor ve çok geniş bir çapta tedrîs ve ta'lime çalışılıyordu.”
“Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Feraiz-i İlahiye ise hafiftir, azdır.
Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki tarif edilmez.
Vazife ise yalnız, bir asker gibi Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı.”