Bundan böyle rüya görmek yok ama bu gizem perdesini sonra arayalım. Seni adeta yaşıyormuşsun gibi, aklı başında gördüğüm için pek memnun oldum. Gözlerindeki karanlık tabaka kalkmış. Cesaretini topla, asla korkuya kapılma. Hissene düşen uyuşukluk halinin süresi doldu ; sayemde eşsiz varoluşunun hazları ve mucizeleriyle tanışacaksın.
Adımlarında tereddüt, gözlerinde de sevinçle karışmış bir endişe seziyorum. Sonsuz Yaşam 'İn kusursuz yeniliği aklını karıştırıp içini daraltmış. Evet, Ölüm' dü sözünü ettiğim. Eskiden kalplere korku salan, hazların mahvına yol açan bu sözcük şimdi ne garip geliyor insana!
Talihsizliklerin en kötü şöhretlisi bile er ya da geç felsefenin bitip tükenmeyen bilmeyen cesaretine teslim olur. Tıpkı en dirençli şehrin bile düşmanın hilekarlıklarına teslim olması gibi.
Ah, felsefenin mucizevi ışığına hayran kalan insanlar daha önceleri savaşları ve salgın hastalıkları felaket sanmış! İnsanlar mabedlere kapanıp bu belaları savuşturmak için durmadan dua etmiş! Atalarımızın bunları neden yaptığı güç doğrusu. On binlerce insanın yok olması ancak kitlelere fayda sağlar; bunu göremeyecek kadar körlermiş!
Böyle bir geceyi bütün varlığımızla içemeyişimizin sebebi kafamızı birçok saçma şeylerin doldurmuş olmasıdır. On bin yirmi bin sene evvelki insanlar gibi olabilsek tabiatı onların gözüyle görsek muhakkak ki şimdi burada böyle sukunetle oturamazdık. Onlar güneşi, ayı falanca büyük tepeyi veya filan bulutu ve yıldırımı babalarının hayrına mı Allah yaptılar? Onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi anlamışlardır. Halbuki bizim bunu yapmamıza imkan yok. Minimini kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler, neticesi olmayan hesaplar ve Allah kahretsin, karma karışık menfaat düşünceleri dolduruyor... Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? Buna rağmen burnumuzu kaldırmadan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam ediyoruz.