“Olmayacağı varmış olmamış. Olacağı vardıysa kesin olurdu. Ne oldu ki, ne olacak. Olsun. Olacak olan zaten istesen de istemesen de olacaktır. İşte ben de olamıyorum. Nasıl oluyor diye sorarsan onu da bilmiyorum. Bilsem bile olacak olanın önüne geçmezdim, çünkü olduran ben değilim, ben olduranın oldurduğuyum. Anasından süt emerken avlanan bir gergedan yavrusu gibi, ya da başkasının yanan evini uzaktan izleyip çekirdek çitlemek gibi… Ya da karınca yuvaları gibi, uzaktan bakınca aptal küçük deliklerken, yakından bakınca koskocaman bir dünyaya açılması…
Her doğum, ölümle ikiz kardeştir, herkes unutur ikizini ama o gıkını çıkarmadan yıllarca ensende yaşar, günü gelince de meydana çıkıp yalnızca o konuşur.