Hepimizin içinde dile gelmeyen boğazda düğüm düğüm kalan cümleleri vardır illaki. İçinde bu cümleleri, bu suskunlukları düşünüp durursun. Hani içimizde o fırtına kopar ve o fırtına küçücük bir yer bulup içimizden çıkamaz, içimizde ne fırtınalar kopar...
Sessizliğin çığlığı vardır derler, bilinmez, duyulmaz, görülmez lakin insanı içten içe kemirir. Sussan olmaz susmasan olmaz. Ne yapacağını bilmez bir halde biçare olursun kendi dünyanda.
Her şeyi kabullenmek, boyun eğmek, o kadar kalabalığın içinde suskunlaşmak, yalnızlaşmak.....
Hayatın içinden, bizden ya da çevremizden, dolu dolu her duyguyu yaşadığım bir okumaydı benim için. Kitapta aile sırları öyle bir anlatılıyor ki sanki o anın içinde gibi hissediyorsunuz. Herkesin bakış açısını görebiliyoruz. Herkes kendi hikayesini kendi ağzından öyle sade ve yalın anlatmış ki her karakteri anlayabiliyorsunuz. Karakterlerimiz bir aile. 3 erkek kardeş, eşleri ve babaları. Anne vefat etmiş. Kitabın her bölümünde farklı karakterler anlatıyor birbiri ardına. Dışarıdan ne kadar birbirine bağlı dediğimiz ailelerin içlerinde ne kadar sır barındırdığını, ne kadar travmalar yaşadığını görüyoruz. Bu bana o kadar tanıdık geliyor ki. Çok samimi hissettirdi. Sırlar hayatı nasıl etkiliyor ne kadar can acıtıcı oluyor ona tanık olduk.
Bu kitap da empatinin gerekliliğini yine çok fazla gördüm. Her karakter kendince haklı olduğu durumlar da vardır haksız olduğu. Bazı karakterler dışında herkese hak da verdim çok kızdım da. Ama çoğuyla empati yaptım bu da beni yeterince etkiledi. Hepsinin kendine göre sebepleri de vardı , kendi içlerinde yaşadığı psikolojik bir savaş da...
Baba Kazım'a da suç buldum ama üzüldüm de ama suçluydu benim gözümde. Anneye de suç buldum ama ona çok üzüldüm de. 3 kardeşin ikisine az üzüldüm çünkü sinir