Cahiliye toplumu demek; yalnızca Allah'a kulluk edilmeyen/dinin Allah'a halis kılınmadığı toplum demektir. İnsanlar yalnızca Allah'a kulluk ilkesinde eşitlenmeyince, Allah'ın dışında şeylere/şahıslara/kurumlara kullukta eşitlenirler. Cahiliye düzeninde mutlaka toplumu yöneten, gelirin büyük çoğunluğunu alan, saygınlığını mal ve sayı çoğunluğundan alan bir zümre vardır. Kur'ân bunlara "mele/aristokrat/elit" der; "müstekbir/büyüklenen" der, "mutref/refah içinde şımaran/sosyete" der, "Ekâbire mucrimiha/önde gelen suçlular/elebaşları" der... Bunlar cahiliye düzeninin koruyucularıdır. Meseleyi çok iyi anlamışlardır. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a verilirse tüm imtiyazlarını kaybedeceklerini; kanunlar karşısında eşitleneceklerini, emekleri kadar para kazanacaklarını... çok iyi bilirler. Bunun için de egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a ait olmasın diye var güçleriyle uğraşır, zayıf bırakılmış/onursuzlaştırılmış yığınları "Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır." diyen muvahhidlere karşı kışkırtırlar.
Kimi zaman "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." derler...
Kimi zaman "Egemenlik kayıtsız şartsız padişahındır." derler...
Kimi zaman "Egemenlik kayıtsız şartsız ağanındır." derler...
Kimi zaman "Egemenlik kayıtsız şartsız şeyhindir." derler...
Ama asla ve asla egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a ait olduğunu kabul etmez ve toplumun da kabul etmesini istemezler.
İşte sure insanlığın bu en kadim, en tehlikeli, en acil ve öncelikli sorununa neşter vuruyor. Hâkimiyetin/egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a ait olması gerektiğini, bunun nedenlerini, olmadığı zaman ortaya çıkan aşağılayıcı durumları ele alıyor.