Hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. Sevgiye hasretti. Varoluşunun temel talebiydi sevgi. Ama hiç sevgi görmemiş ve zaman içinde katılaşmıştı. Sevgiye ihtiyaç duyduğunu farketmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.
Fakat biraz üzgün hissetmiyor değilim. Yuttuğumuz sorular nereye gidiyor? Bir yerlere dağılıyorlar mı yoksa içimizde, derinlere bir yerlere mi batıyorlar? Tuhaf davranış ve alışkanlıklar şeklinde vücut mu buluyorlar? Böylesi bir sessizlik, başkalarıyla derin ilişkiler kurmanın önüne geçmez mi? En çok korktuğum da bu.
Birisinin daima aynı şekilde kalmasını ya da tutarlı bir şekilde davranmasını beklemenin o kişi üstünde büyük bir yük oluşturduğunu fark ettim sonunda.