Bu yokluk düşüncesi,gerçeğe varmaya çalışan aklımın ulaşabildiği en kâmil zirve oluyor demiştim. İşte gayet aklî ve mantıkî bir durum olan bu yokluğu yaşarken,bu yokluğun en koyu gölgesinde bulunurken,küçük bir fısıltı duyuyorum. "Bir Yaratıcı var ve bu yaratıcı büyük bir kâinatı varedecek!" Ürperiyor ve en ufak bir kuşku duymadan reddediyorum bu fısıltıyı..! "Olamaz, büyük bir kâinatın varedileceği değil,bu kâinatı varedecek olan Yaratıcının varlığı..! Çünkü aklımın alacağı,aklımın kabul edeceği bir şey değil bu..! Bunun için olmaz, bunun için kesinlikle olamaz diyorum..!
-İhtiyar kısa bir suskunluktan sonra devam etti:
Sonra, sonra gözlerimi aralıyor ve bir kum tanesi görüyorum. Maddesiyle,mekânıyla "Ben varım..!" diye haykıran bir kum tanesi..! Bütün kâinatın yaratılışına şahit olmuşum gibi irkiliyorum. Sanki bir kum tanesi değil,muazzam bir mucize görmüşüm gibi hayretlere düşüyorum. Gözümle gördüğüm, elimle tuttuğum bir kum tanesinin varlığından nasıl ki hiçbir kuşku duymuyorsam,bu kum tanesini yaratan Yaratıcı'nın varlığından da hiçbir kuşku duymuyorum. Çünkü yumruk büyüklüğündeki bir taşın kendiliğinden varolamayacağını sen nasıl biliyorsan, ben de bu kum tanesinin kendiliğinden varolamayacağını aynı şekilde biliyorum.
-İhtiyar susmuş,bakışlarını karanlığa çevirmişti. Genç adam ise ihtiyarın söylediklerini anlamaya çalıştıkça şaşırmış, anladıkça hayrete düşmüş gibiydi.
Sayfa 69 - İnsan dergisi,Yazar:Mehmet Alagaş(yanlış seçmişim)