Benim sorunum neydi? Ölümüne depresif değildim ama mutlu da değildim, bu iki duygu arasında bir yerde süzülüyordum. Bu iki çelişen duygunun çoğu insanda aynı anda var olduğunu ve var olabileceğini bilmediğim için daha çok acı çekiyordum.
Onlar birer kadındı ama daha da fazlasıydılar... Öyle fazlasıydı ki kadınlığın görünmesine izin vermemeyi tercih ettiklerinde onu hiçbir yerde bulmak mümkün değildi.
Ama insan bazı şeyleri aksi mümkün değil gibi görüyor, iki tarafın da aynı şekilde düşündüğünü zannediyor. Oysa iki taraf da tekrar tekrar bahsini açsa bile aynı şeyi anlayamayabiliyor.
"Geçmişe saygınız yok mu, büyük-büyükannelerinizin düşündüklerine ve inandıklarına?"
"Yoo, hayır" dedi. "Neden olsun ki? Hepsi göçüp gitti. Bizden daha az şey biliyorlardı. Zaten onların ilerisine geçemezsek onlara layık değiliz demektir, keza bizden daha öteye geçecek olan çocuklarımıza da layık olamayız."
Artık kendimi bir yabancı, bir tutsak gibi görmüyordum. Anladığımı, özdeşlik kurduğumu, bir amacım olduğunu hissediyordum. Her şeyi ama her şeyi konuşuyorduk. Ve hep daha uzaklara gittikçe, onun zengin tatlı ruhunu keşfettikçe güzel dostluk hissim öyle yüce, öyle geniş, öyle iç içe geçmiş bir his birleşimine temel oluşturdu ki bunun şaşkınlığıyla adeta gözüm hiçbir şey görmez oldu.