Weber’in “işgücünün akılcı yapılanması” kavramıyla sıklıkla bahsettiği konunun aslında Batı’ya has veya Batı dışındaki dünyanın bihaber olduğunu belirttiği kapitalist üretim sisteminden başka bir kavram olmadığı görülüyor. Bununla beraber bu çalışmanın, yazarın hem iddialı, hem de tarifinin oldukça zor olduğunu belirttiği “kapitalizmin ruhu” ifadesi etrafında vücut bulduğu anlaşılıyor.
Yazarın, kapitalizmi veya “kapitalist ekonomik eylemi” harekete geçirenin temel güdünün ne olabileceğini tartışırken önemini vurguladığı kavramın adıdır: “kapitalizmin ruhu”… Çalışmada temellendirmeye çalıştığı kavramın, alışılagelmiş olabilecek anlayışa göre, aslında doymak bilmeyen bir kar hırsı olmadığı görülüyor. Hatta yazar, bu tarz bir güdülenimin akılcı olamayacağını da tespit etmeye çalışmıştır. Kapitalizmin tamamen yatırım ve serbest girişim özgürlüğünün doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olamayacağı da belirtilmiştir. Öte yandan yazar, ekonomisi gelişmiş bölgelerin aynı zamanda kilise de gerçekleşen bir devrim açışından da özellikle avantajlı olduğunu bir soruyla tespit etmiştir. Devamında çağdaş anlamda kapitalizme, Avrupa’da doğmuş olan Protestan mezheplerinin toplumsal tabakalaşmada yol açtığı sarsıntının sebep olması gerektiğini vurgulamış ve bu sonuca ulaşmış gibi görünmektedir. Doğal olarak bu çalışmanın bir kısmı karmaşık Protestan mezhepleri hakkında bir incelemeyi de içermek zorundaydı.
Yazarın, kapitalizmin ruhunun ne olabileceğini anlatmaya girişirken öncelikle ne olamayacağından daha fazla bahsetmesi tarifinin zor olmasından kaynaklanmış gibi görünmektedir. Öte yandan kavramı somutlaştırmak adına şuna benzer ifadeler kullanılmıştır:
“Sahip olma, kazanç, kar ve mümkün olan en fazla parayı elde etmeye çalışma güdüsünün kendi başına kapitalizmle hiçbir ilintisi