Bir aziz gibi her şeyden vazgeçtiğimi, dünyevi bağları kopardığımı, tensel kaygıları bir yana bıraktığımı ve tek başıma dağa çıkıp ölümle yüzleştiğimi söylesinler istiyorum; arkamdan, 'cesur' desinler, 'sıradışı' desinler istiyorum. İnsanlar bu tür şeylerin korkaklıktan yapıldığını zannederler, ama öyle değil. Bu dünyaya bunun için geldiğimizi anladığımız zaman olan bu; bunun dışında artık hiçbir şeyin anlamı yok.
İyice açıklamam gerektiğini düşünüyorum. Başkaları için değil de kendim için; bir süredir yaşadıklarımı anlayabilmek için. Ölürken neler hissedildiğini söylemem gerekiyor, çünkü ölenler anlatacak durumda olmuyor, ama ben olacağım. Hala buradayım, çok yakınında. Arafta yaşamanın, öteki tarafa doğru kaymanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Yaşayan bir ölü gibiyim ; insanlar uzun zamandır öyle bakıyor bana. Kimseye anlatamam, sözcüklere dökemem, çünkü yaşayanlar artık söylediklerimi duymuyorlar. Yanlış anlaşılma olmasın diye bu defteri kimsenin okumasını, hatta bulmasını istemiyorum, ister yaksınlar, ister çöpe atsınlar veya benden geriye ne kalmışsa onunla birlikte mezara atsınlar.