Birçok sözde romantik ilişkilerin erken dönemlerinde, “beni
mutlu edecek, beni özel hissettirecek, ihtiyaçlarımı
karşılayacak” kişinin dikkatini sürekli üzerinde tutabilmek
için, taraflar karşılıklı olarak özel rollere bürünürler. “Ben
senin olmamı istediğin kişiyi oynayacağım, sen de benim
olmanı istediğim kişiyi oynayacaksın.” Bu, söze dökülmeyen
bilinçaltı anlaşmasıdır. Ne var ki rolleri sürdürmek zordur ve
bu yüzden, özellikle birlikte yaşamaya başladığınızda, roller
bir süre sonra sona erer. Peki o rollerden sıyrıldığınızda ne
görürsünüz? Ne yazık ki birçok durumda, o varlığın gerçek özünü değil, gerçek özünün üzerini örten şeyi görürsünüz:
Rollerinden mahrum kalmış katıksız ego, acı beden ve şimdi
öfkeye dönüşen arzuları. Muhtemelen bu öfke, temelde yatan
bir korkuyu yok etmeyi ya da ihtiyaçları karşılamayı
başaramayan eşe yönelecektir.
Sık sık adına “âşık olmak” denilen şey, aslında birçok
durumda egosal arzuların ve ihtiyaçların yoğun-laşmasıdır.
Başka birine, daha doğrusu o kişinin imajına bağımlı hale
gelirsiniz. Bunun, içinde hiçbir şekilde bağımlılık bulunmayan
gerçek sevgiyle ilgisi yoktur. Geleneksel aşk kavramlarından
söz ederken, İspanyolca belki de en dürüst dildir: Te quiero,
“seni seviyorum” anlamına geldiği kadar, “seni istiyorum”
anlamına da gelir. “Seni seviyorum” ifadesi için kullanılan
diğer bir söz te amo şeklindedir ve hiçbir belirsizliğe sahip
olmayan bu ifade, belki de gerçek aşk da çok ender olduğu
için, nadiren kullanılır.