“…kadını -ben kadın olduğuma göre- nereden tutmalı, yakalamalı? Kadın varlığını nasıl ele almalı? Kadının sosyal ve ekonomik durumunu, etkinliklerini araştırıp ortaya koymak zor değil; çünkü bütün bu konulara dıştan bakabilirsiniz. Ama kadın, kendisi olarak nedir? Yüzyıllardır susan, susturulan, sonunda kendi isteği ile susan kadın… gereksinimleri, özlemleri, sessiz, başkaldırıları hep erkeklerce dile getirilmiş olan kadın… (…) Peki, yirminci yüzyılın sonlarında Türkiye’de kadın nedir? Bilmiyorum. Çünkü ben bir yazarım, ancak yazarak düşünebilirim. Yazılarımın sonunda bu soruyu yanıtlayabilirsem (yaklaşık olarak elbette) ne mutlu bana! Ama hiç değilse okuyucuları bu konu üzerine düşünmeğe, kendi sorularını bulup sormağa zorlayacağımı umuyorum. Soru sormak durumunda bulunanlar ancak okur-kadınlar olsalar bile, her gruptan, her sınıftan kadınla bir ortak paydalarının nasılsa var olduğunu düşünürsek…”