Mahalle parklarında bile çocukların yeşille ve toprakla hemhâl olabileceği bir alan bulamıyorum. Oysaki bir kaydırak kaydıraktır, onunla ne yapılacağı bellidir. Çocuklar hayal güçlerini oynarken bir kenara bırakmadıkları için kaydığı aşağıdan tırmanmak gibi varyantları deneme eğiliminde oluyorlar. Ve ne oluyor? Bu basit çabayı meneden bazı ebeveynlerle karşı karşıya gelebiliyorlar. Sadece sallanabilen bir salıncak, sadece oturulan bir tahterevalli ile parkta oyalanma süreleri neden yarım saat bile sürmüyor diye şaşırmıyorum. Oysaki bir toprak ve bir kova ile yapılabilecekler sınırsızdır onlara toprak sunduğumda çok uzun bir süre çocuklarımın “ anne” demediklerini defaatle deneyimledim. Üşüseler “ üşüdüm” demeden, acıksalar “acıktım” demeden, yağmur yağsa “ ıslandım” demeden, böylesi büyük bir konsantrasyon ve keyifle oynarlarken acaba ne hissediyorlardı? Yaşlarının gereği çabuk dağılan dikkatleri, sıkılganlıkları nereye gizleniyordu? Aslında onlar yine sıkılgandılar fakat “ en sade” oyuncaktaki “ sonsuz ihtimal” onları bir mıknatıs gibi çekiyor olmalıydı.
Gökdelenler bana göre birçok açıdan bencilce yapılardır: kuşların göç yollarını şaşırmalarına neden olmaları, yoğun oldukları bölgelerde iklim değişikliğini tetiklemeleri, kendileri hep güneş alırken, uzun gölgeler ile çevre binaların güneşini kesmeleri, sahile nazır olanların, herkesin ortak hakkı olan deniz manzarasını kapamaları bu sebeplerden bazılarıdır.
Göbek kordonu sadece annenin yediklerindeki içeriği dakikalar içerisinde bebeğe ulaştırmıyor, aynı zamanda annenin duygularını da aralıksız olarak aktarıyor. Bebek ne dil biliyor, ne de anlam; fakat kayıpsız bir şekilde bu hisleri emiyor. Hayatı boyunca bu duyguların bir ağırlığı oluyor.