Feminist devrimci kitaplara her zaman ilgi duydum fakat sanırım yazarlar yargılanma endişesiyle feminizmi her zaman bir konu altında,alttan alttan ve insanların çok dikkatini çekmeyecek şekilde anlatmaya çalışıyor. Yazarlar kadınların, erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu, hayatta büyük atılımlar yapmaları gerektiğini vurguluyor.Bu kitapta eşitliği insanların beynine (o zaman için ) gayet normalmişçesine sokan, kadınların her şeyden önce istedikleri hayatı yasayabileceklerini vurgulayan ve yazarın tabiriyle "hayata uyanan" bir kadın işleniyor. O zamanlarda bir kadin haklarını elde etse bile asla eşleri, ailesi ve çevresi tarafından bir erkekle eşit bir yaşama layık görülemiyor. Edna, adeta zincirlerini koparıyor ve özgürlüğün( normal bir hayatın ) tadını çıkarıyor. Kitapta eşini(özgürlük adı altında) aldatan bir kadın, yazar tarafından o kadar naif ve olağan anlatılıyor ki, günlük hayatta oldukça çirkin olan bu durumu adeta görmezden geliveriyoruz. "Bir kadının özgürleşmesi demek, evliliğini, çocuklarını hiçe sayması mi demek yani?" Diye soruyorum bu sefer. Edna da bu soruyu pek çok kez kendisine soruyor ve yanıtını yalnızca kitabın sonunda bulabiliyor. Daha mutlu bir son beklesem de, kendi benliğini bulmuş bir kadının, aldığı kararları uygulayabilecek konuma gelmesinden daha mutlu bir son olamazdı bu kitap için diye düşünüyorum. Belki de ilham bekleyen tüm insanlar için hayata bir "uyanış" sağlayabilecek bir kitap.