'yaşadığın o en şiddetli acıyı, hayal kırıklığını, artık dünyanın sonuna gelmiş olduğun düşüncesini, evdekilerden gizlediğin gözyaşlarını, dağılan ve bir daha hiç toparlanmayacak olan yüzünü, bakışını hatırla. O kahrolası gece de bitti, değil mi? Sabah şiş gözlerle uyandın, yüzünü yıkadın, özensizce giyinip kendini sabahın bir köründe dışarıya attın. İşe gitmen lazımdı, okuluna gitmen, para kazanman, patrondan azar işitmemen, kavga etmen lazımdı. Ve sen, sürüne sürüne de olsa sorumluluklarını yerine getirmek için ayağa kalktın, devam ettin.'
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyin bir yere varması gerektiğine inanması. Acının bir anlamı, bekleyişin bir mükâfatı, yorgunluğun bir telafisi, yaşamanın ise mutlaka büyük bir açıklaması olmalı sanıyoruz. Oysa bazı yollar hiçbir yere varmıyor. Bazı acılar insanı büyütmüyor, sadece eksiltiyor. Bazı bekleyişlerin sonunda kimse gelmiyor. Bazı yollar insanı kendine değil, kendi yokluğuna çıkarıyor.
"Yârabbi, bütün güçlüklerimi gider. Kalbimin aynasındaki pası sil,
Bana acı! Bana lûtuf ve kereminle merhamet eyle,
Bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!"