İçimde tuhaf bir sevinç vardı. Gitmeyi, aslında hiçbir yerdeyken bir yerden ayrılmakla bir yere varmayı, zamanın başka bir zamanla tanımlanışını her zaman sevmişimdir.
O zamanlar öyle yaşıyordum - kitaplarla. Onlardaki hikâyelere kendimi kaptırıyordum, geceleri kitaplardaki karakterleri düşlüyordum, onlar gibi davranıyordum. Gerçekliğin sert köşelerine karşı benim zırhım da onlardı. Nereye gitsem yanımda kitap götürürdüm, muska gibi cebimde taşırdım, inkâr içinde yaşayan ve konuşan etrafımdaki gerçek insanlardan daha gerçek olduklarını düşünürdüm, kayds değer bir şey yapmamaya mahkûmlar, derdim.
Susunca bir şeyler unutulup gitmiyor. Bazı insanların üstümüzde böyle bir etkisi oluyor, hoşuna gitse de gitmese de bu böyle. Bunu şimdi anlıyorum. Bazı insanlar, bazı olaylar insanın aklını kaybettiriyor. Giyotin gibiler, hayatını ikiye bölüyorlar: ölü ve diri, öncesi ve sonrası.