Erken sonbahar ruhlu bir avukat ve koç. Ferrante’nin derinliği, Jo March’ın yaratıcılığı ve Nomadland’in sessiz gücüyle insanlara yön, denge ve düzen kazandıran bir rehber; hem estetik hem içsel dönüşümle yol açar.
İnsan her şeyden önce uyuyan bir varlık, her gün düzenli olarak kendimizden vazgeçiyoruz, çevrene bak, bütün canlılar saatlerce boşluğun kucağında,…Aylarca … Mevsimler boyu…
Bugün Yürümek’i okurken şunu düşündüm: Bu kitap artık “cesur” olduğu için değil, hâlâ çok tanıdık olduğu için önemli. Elâ’nın yaşadığı sıkışmışlık, “Ben kimim?” sorusu, başkalarının beklentileriyle kendi isteği arasında kalma hâli… Bunlar 1970’lerde kalmış şeyler değil. Bugün de aynı sorularla yaşıyoruz, sadece dekor değişti.
Kitapta asıl mesele cinsellikten çok, bedende ve hayatta var olma hâli. Utançla, arzuyla, sınırlarla yaşamak. Kadın ya da erkek olmanın kalıplarına sığamamak. Bugün daha çok konuşuyoruz belki ama o iç sıkıntısı pek değişmemiş. Diller değişmiş, duygular aynı kalmış gibi.
Elâ ve Memet birlikteyken bile yalnızlar. Yan yana yürüyorlar ama ayrı ayrı. Bunu okurken bugünkü ilişkiler geldi aklıma: Çok temas var ama az yakınlık, çok konuşma var ama az anlaşılma. İnsan kalabalığın içinde bile tek başına hissedebiliyor. Kitap bunu sessizce ama çok net gösteriyor.
Yürümek kimseye “doğru hayat budur” demiyor. Yol tarif etmiyor. Reçete vermiyor. Sadece şunu söylüyor gibi: Yürümek, bulmak değil; aramayı göze almak. Bugün herkes “kendinin en iyi versiyonu ol” diye bağırırken, bu kitap insanın dağınık, kararsız, eksik hâlini de meşru kılıyor. Aramanın, bulmak kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.
O yüzden benim için Yürümek bugün şunu söylüyor: İnsan bir sonuç değil, bir süreçtir. Sabit değil, yürüyen bir şeydir. Ve belki de var olmanın en dürüst hâli, nereye gittiğini tam bilmeden yürümeye devam etmektir.
YürümekSevgi Soysal · Bilgi Yayınevi · 19741,641 okunma