Burcu Doganay

Burcu Doganay
Erken sonbahar ruhlu bir avukat ve koç. Ferrante’nin derinliği, Jo March’ın yaratıcılığı ve Nomadland’in sessiz gücüyle insanlara yön, denge ve düzen kazandıran bir rehber; hem estetik hem içsel dönüşümle yol açar.

Burcu Doganay

, bir kitap okudu
7/10
·145 syf.··
2026 18. kitabı
Jorge Luis Borges
7.5/10 · 2.178 okunma
Reklam
9/10
·203 syf.··
2026 17. kitabı
Ficciones benim için bir öykü kitabından çok, zihnin sınırlarıyla oynayan bir alan oldu. Ne demek istiyorum: Borges burada hikâye anlatmaktan çok, okuru düşünmeye zorluyor. Üstelik bunu uzun uzun açıklayarak değil; kısa, yoğun ve bazen rahatsız edici metinlerle yapıyor. Çoğu öykü bittiğinde “ne oldu?”dan çok “ben ne okudum şimdi?” diye kalıyorsun — ama tam da bu yüzden akılda kalıyor. Beni en çok etkileyen şey, Borges’in olaydan ziyade fikri merkeze alması. Karakterler çoğu zaman birer araç; asıl kahraman zaman, bellek, dil, kader ya da sonsuzluk. Babil Kitaplığı’nda bilgiyle anlam arasındaki uçuruma bakıyorsun; Funes’te kusursuz belleğin aslında bir lanet olduğunu fark ediyorsun; Pierre Menard’da aynı metnin bağlama göre nasıl tamamen başka bir şeye dönüştüğünü görüyorsun. Kitap boyunca sürekli şu his var: Gerçek dediğimiz şey sandığımız kadar sağlam değil. Zaman çizgisel olmak zorunda değil, neden–sonuç her zaman çalışmıyor, hatta bazen özgür irade dediğimiz şey bile bir yanılsama gibi duruyor. Borges bunu vaaz vererek değil, okuru labirentin içine sokarak anlatıyor. Ficciones kolay bir kitap değil ama zor olmak için de zor değil. Dikkat istiyor, yavaş okumayı istiyor. Özetle Borges sizden mesai istiyor :)) Karşılığında da seni “iyi bir hikâye okudum” noktasında bırakmıyor; biraz huzursuz, biraz uyanık, biraz da meraklı hâlde kapatıyorsun kitabı. Ben bunu bi daha okurum dediğim kitaplardan oldu şiddetle tavsiye ederim.
FiccionesJorge Luis Borges · İletişim Yayınevi · 2013570 okunma
9/10
·464 syf.··
2026 16. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 07:06
Yüzyıllık Yalnızlık’ı okurken insanın eline geçen şey yalnızca bir hikâye değil. Sanki biri oturmuş, sana bir ailenin değil de bir kaderin öyküsünü anlatıyor. Buendia ailesi, yedi kuşak boyunca aynı isimleri, aynı tutkuları ve aynı hataları tekrar ederken, roman yavaş yavaş şunu fısıldıyor: Bazı yalnızlıklar kişisel değil, miras gibi devralınır. Macondo diye bir kasaba var; haritada yok ama hafızada yer ediyor. Zaman orada düz ilerlemez. Geçmiş bir türlü geçmez, gelecek de bir türlü gelmez. Aynı olaylar başka biçimlerde yeniden yaşanır. İnsanlar aşık oluyor, terk ediliyor, unutuluyor; sonra aynı şeyler bir başkasının başına geliyor. Romanı okurken sık sık “bunu daha önce okumuştum” hissine kapılmak kaçınılmaz. Gabriel Garcia Marquez , “tekrar” duygusunu bilinçli olarak okurun içine yerleştiriyor. Büyülü gerçekçilik denen şey bu romanda bir süs değil. Hayaletlerin evin içinde dolaşması, yıllarca yağan yağmur ya da olağanüstü olaylar, anlatının dikkat çekici numaraları gibi durmuyor. Tam tersine, hayatın kendisi böyleymiş gibi sunuluyor. Kimse şaşırmıyor, kimse açıklama yapmıyor. Bu yaklaşım, Türk edebiyatında özellikle Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanını hatırlatıyor. Orada da köy hayatı, gündelik yoksulluk, korkular ve masalsı öğeler iç içe geçer. Ancak Latife Tekin’in dünyasında büyü daha çok toplumsal baskılarla, kadınlık halleriyle ve bastırılmış seslerle ilgili. Marquez ise büyüyü tarihsel bir hafızanın parçası gibi kullanıyor; daha mitik, daha kapsayıcı. Benim için romanın en çarpıcı yanı, yalnızlığın bireysel bir mesele olmaktan çıkarılması.Buendia’lar yalnız çünkü konuşamıyorlar, geçmişle hesaplaşamıyorlar, hatırlamakla unutmak arasında sıkışıp kalıyorlar. Yalnızlık, bir duygu olmaktan çok bir yazgıya dönüşüyor. Bu noktada ister istemez Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü geliyor
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma