şairi ben olsaydım denilen şiir;
Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar
belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam
nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar
etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
izin kağıdım yanar konuşacak olursam
bu senet bankalar kapanmadan
ruhumun rengini kapatmayacak olursa
ölür kuyuya düşen çocuk
çocuğun mercan saati çatlar mutlaka
koşup haber vermeliyim
yetkili memura
bahar geliyor, ilerliyor yeminler
alnımı kapıp getirmeliyim
denizi karşılamaya
kırlangıcın kanadındaki kezzap
leylakta sıkışan buhar için
nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam
nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak
yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım
benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler
ben papatyaları şımartmadım diye oldu
Mata Hari'ler casus, Al Capone'lar gangster
Resûlullah'ın şöyle dediğini işittim: 'Bu dünyada çokça doyan insanlar, ahirette en aç kalacak insanlardır. Ey Selmân! Dünya mümin için bir hapishane, kâfir için ise cennettir' buyurduğunu işittim" diyordu.
Ebû Nuaym, Hilyetül-Evliyâ, 1/198
Hz. Ömer (radıyallahu anh] anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem] Mus'ab b. Umeyr'e dönüp baktı. Koç derisini kuşak şeklinde beline bağlamıştı. Şöyle buyurdu: "Allah'ın kalbini nurlandırdığı bu adama bakın! Vaktiyle onu gördüğümde anne ve babası ona en güzel yemek ve içecekleri veriyordu. Onu gördüğümde üzerinde iki yüz dirheme satın alınan bir elbise vardı. Allah ve Resûlü'ne olan sevgisi, onu gördüğünüz bu hale getirdi."
Ali el-Müttakî, Kenzül-Ummâl, 7/86