Tanrı'sının kendi yarattığı şeyler adına vazgeçişlerle dolu olduğu başka bir din bulun; o dinde daha güzel vaadler, daha çekici bir son, daha büyük ve daha mutlak bir Tanrı olsun! Ama sen, gündelik filozof, sen yapamazsın bunu, zevklerine tutsaksın çünkü, inanç sende sinirlerin fizik konumlarına göre değişiyor çünkü. Oysa hak, duyguların, aklın inkardan geldiği şeyi itiraf ediyor boyuna; o şey her zaman senin yanında ve var; hatta sen hatalarını yapar, günahlarını işlerken bile; kır artık seni suça bağlayan şu demirleri; bak o zaman Tanrı'nın, senin yüreğinde kendi için kurduğu tapınaktan hiç uzaklaşmadığını göreceksin.
Erdemi yadsıyanlar, ona karşı savaşanlar bunu yalnız kıskançlıklarından yapmıyorlar: istiyorlar ki başkaları da kendileri gibi suçlu ve mutsuz olsunlar; kendileri aldanıyor ya, istiyorlar ki başkaları da aldansın. Onların ruhlarına bakma olanağı olsa, hepsinin aslında acı çektiğini, pişmanlıkla kıvrandıklarını görürüz.
İnanmak çılgınlığını gösterdiğimiz o yeminler, o antlar işte böyle sonuçlanıyor. Biz nice duyguluysak, bizi bırakırken dayandıkları nedenler, bizim onları elimizde tutarkenki nedenlerden daha fazla.
İnsan yalnız mezarda sükuna kavuşabilir: yeryüzünde ise kendi benzerlerinin kötülüğüne, tutkularının dağınıklığı, daha önemlisi, yazgının uğursuzluğu dolayısıyla fırsat bulamaz buna.