Maskeli adam Leibniz'in "ayırt-edilemezlerin aynılığı" ya sasına göre, eğer A ve B nesneleri aynıysa, A'nın her özelliği B'de de bulunacaktır.
Eğer A'nın B'de bulunmayan bir özelliği varsa A ile B aynı değildir. Bertie, Bono'nun dünyadaki en büyük rock yıldızı olduğunu düşünüyor ama Paul Hewson hakkında bir fikri yok (bunun Bono'nun gerçek adı oldu ğunu bilmiyor). Demek ki Bono'nun Paul Hewson'da bulunmayan bir özelliği var dır: Bertie tarafından dünyadaki en büyük rock yıldızı olduğunun düşünülmesi özel liği. Öyleyse Leibniz yasasına göre Bono ile Paul Hewson aynı kişi değildir. Ama aynı kişidir, öyleyse bu akıl yürütmede bir yanlış olmalı. Sorun maskeli adam yanıl gısından kaynaklanır. Maskeli adamın kim olduğunu bilmiyorum; ama kardeşimin Yarasa Olmak Neye Benzer? kim olduğunu biliyorum, öyleyse karde şim maskeli adam değildir. Yanılgının kökü, bir şey hakkındaki öznel görüşler ya da inanışların o şeyin gerçek özellikleri olmamasından kaynaklanır: Nasıl ki farklı insanlar aynı şey konusunda farklı kanılara sahip olabiliyorsa, bir şeyi farklı tanımlar altında bilmek mümkündür.
Frank Jackson'ın Mary hakkındaki düşünce deneyi maskeli adam yanılgısına düşüyor mu? Jackson'a karşı çıkan fizikselcilere göre, kendisi fiziksel ve fiziksel olmayan olgular arasında bir ayrım oluşturmak için "yanlış türde" bir özellik kullanmıştır. Hal buki farklı ve öznel tanımlar verilebilecek sadece bir tür olgu (fiziksel olgular) vardır:
aynı şeye bakmanın iki farklı biçimi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Siyah-Beyaz Mary Mary doğduğu andan itibaren siyah-beyaz bir odaya kapatılm ış. Odada siyah, beyaz ya da gri tonlarında olmayan hiçbir şey yokmuş.
Eğitimi alışılmadık olsa da eksiksizmiş. Oku duğu kitaplar ve televizyondan aldığı dersler sayesinde (tabii hepsi siyah-beyaz) sonunda dünyanın en büyük bilim insanı olmuş. Dün yanın fiziksel doğası, insanlar ve çevremiz hakkında bilinmesi gereken (ve bilinebile cek) ne varsa her şeyi öğrenmiş. Günlerden bir gün Mary'nin tek renkli odasının kapısını açmışlar ve dış dünyaya çıkmasına izin ver mişler. Mary öyle bir şok yaşamış ki! Renkleri ilk kez görüyormuş. Kırm ızıyı, maviyi, sarıyı görmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenmiş.
Odadan çıkmadan önce renk hakkındaki bütün fiziksel olguları bildiği halde, demek ki renk hakkında bilmediği şeyler hala vardı . . . Kıssadan hisse 1) Fiziksel olmayan birtakı m olgular vardır.
2) Ana-babanızı dikkatli seçin.
Sabah kalkar kalkmaz kendinize şu soruları sorun:
Tutkularımdan kurtulmak için ne yapmam gerekli?
Huzur için ne yapmalıyım?
Ben neyim? Sadece bir bedenden, gayrimenkul sahibinden ya da bir ünden mi ibaretim? Hayır, bunların hiçbiri değilim.
Ne o zaman? Ben aklı başında bir insanım.
Peki o zaman benden ne isteniyor? Eylemlerin üzerine düşün.
Huzurdan nasıl uzaklaştım?
Düşmanca, çekingen ya da umursamaz mı davrandım?
Tüm bunlarda eksik yaptığım neydi?
Epiktetos, Makaleler, 4.6. 34-35 B irçok başarılı kişinin bir sabah ritüeli vardır. Bazıları me ditasyon yapar. Bazıları ise spor. Birçokları sabah günlük yazmayı tercih eder. Düşüncelerini, korkularını ve umutlarını yazdıkları sadece birkaç sayfa . . . Tüm bunların ortak özelliği, asıl önemli olan şeyin, yapılan aktiviteden çok bu aktivitenin yansımalarının ritüelleştirilmesi olmasıdır. Biraz zaman ayırıp iç dünyamıza bakabilme ve kendimizi inceleyebilme fikridir.
Stoacıların her şeyden çok savunduğu şey işte budur. Marcus Aurelius Kendime Düşünceler adlı eserini sabahları mı geceleri mi yazdı, bunu bilmiyoruz. Ama yalnız kalabildiği o sessiz birkaç dakikayı bu düşüncelere ayırdığını ve onları başkası için değil, kendisi için yazdığını biliyoruz. Eğer kendi ritüelini yaratmak istiyorsan ve nereden başlayacağını bilemiyorsan Epiktetos'un listesinden başlayabilirsin.
Bugünden itibaren her gün kendine bu soruları sor. Bırak hayatın boyunca felsefe ve sıkı çalışma seni her sabah daha iyi cevaplara doğru yönlendirsin.
Yaşamın bu noktasında, duygularının gömülü kalması için uğraşmayan diğer insanlar bazı büyük sorular sorarlar:
Ben kimim? Hayattaki amacım ne? Nereye gidiyorum? Tüm bunları kim için yapıyorum? Tanrı nedir? Öldüğüm zaman nereye gideceğim? Hayatta “başarıdan” fazlası var mı?
Mutluluk nedir? Tüm bunlar ne anlama geliyor? Sevgi nedir?
Kendimi seviyor muyum? Başka bir insanı seviyor muyum?
Ve ruh uyanmaya başlar...
Bu tip sorular zihni işgal etmeye başlar çünkü illüzyonun KENDİNİZ OLMA ALIŞKANLIĞINIZI KIRMAK perde arkasını görür ve kendimiz dışında hiçbir şeyin bizi mutlu edemeyeceğinden kuşkulanırız. Bazılarımız çevremiz deki hiçbir şeyin hislerimizi “düzeltmeyeceğini” fark ederler.