Acil olan önemli olandan çalıyor. Bir şeylerin telaş gerektirmesi onun önem sırasında öne çıkmasına yol açıyor. Halbuki gerçekte önemli olan usulca, zaman ve emekle kotarılır.
Soru içe düştüğü an, yolun en az yarısı katedilir. Öyledir çünkü. Soruyu sormuş olmak, farkındalığın neticesidir. Doğru soruyu bulmuş olmak ise cevabın birazdan geleceğinin habercisi.
Hayalini kurdurtuyorsa bir şekil verecektir de Mevlâ. Zararımaysa belki başka biçimde ama illa yararıma dönüştürerek, bazen tam istediğimi, bazen istediğimin misliyle güzelini vererek... Çünkü bizi sonsuz derecede seven Rab, bizi sevindirmeyi de şaşırtmayı da süprizleri de çok seviyor.
Davet yücelerden gelir. Ve ilk Kerim olandan gelir. Davetin muhatabı ise direkt kalptir. İşte orada gene “Kalbin alarmını duyacak mıyız? Duysak dinleyecek miyiz? Dinlesek ona uyacak mıyız?”a çıkar mesele. Kalbin sesini duyup ona icabet etmek bizim tercihimizdir ve onu belirleyen cüz’i irademizdir. Rab, orada bize karışmaz ve tercihimize saygı duyar.