Konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
Birbirimize bakarak
Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
Ne varız ne de yokuz gerçekte
İki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
Aydınlatan odayı
Değilsek de yakın birbirimize
Uzak da sayılmayız büsbütün
Gökyüzünde iki uçurtma başıboş
Yan yanayızdır sadece
Etkileyici bir girişle başlıyor kitap;
"Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim."
Ruhundaki eksiklikleri fark eden ama müdahale edemeyen insanları anlatıyor kitap, kanaatimce...
Hayatta hep kaybeden insanları, tutkuyla sevenleri, "çıt" sesini duymuş aşkları, filmleri, İstanbul’un ara sokaklarını, kahvelerini anlatıyor. Bunları öyle güzel anlatıyor ki, "derin" tutkular yaşayabilme yetisine sahip güzide insanların romanı olup çıkıveriyor...