Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Perit biliyordu ki dünyanın en ücra köylerinin birinde dünyanın en güzel kızı olabilecek biri vardı. Ya da hiç görmeyeceği bir evin içinde dünyanın en güzel melodisi mırıldanıyordu. Ya da belki kutuplarda iki eskimo dünyanın ahlak sorununu çözecek mükemmel bir keşfe sahiptiler. Normalde insanlığı ayağa kaldıracak fikirlerin kitlelere ulaşamaması yüzünden sönüp gitmesi de dünyanın en büyük şanssızlığıydı.