Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz; ama kitapların büyüttüğü bir kız, etini cendereye dahi sıkıştırsanız bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
…açık yüreklilikle söyleyebilirim ki: Zekânız bir ayrıcalık değil. Size egemenlik kurma ya da rahat bir yaşam hakkı da tanımaz. Siz, halka ışık olmakla görevlisiniz. Bir mum yakıldığında, onu bir örtünün altına gizlemezsiniz; yüksek bir yere koyarsınız ki etrafı aydınlatsın. Siz öğretmenler, o yüksek yere konmuş ışıklarsınız.
Beni karanlık bir evin içinde, hiç ışık olmayan yüzlerce odada el yordamıyla dolaşan biri gibi düşün.
Her yer dolu, ama tek bir ışık huzmesi yok.
Böyle bir evde yürürken hiçbir şeye zarar vermemek mümkün mü?
Eşyaları kırarsın, kendini yaralarsın.
Peki, böyle birini nasıl adlandırırdın? Canavar mı, deli mi, yoksa ışığını kaybetmiş zavallı bir insan mı?
Ben oyum işte.
Aç kalmıyordum, üstüm başım düzgündü, güzel bir odam da vardı. Ama... nasıl anlatsam... Ruhum daralıyordu. Sanki içimde bir işkence vardı. Kendimi sıkışmış hissediyordum.
Eski kitapları toplayıp en kıymetli olanlarını seçiyor, bunları gezici kütüphaneler şeklinde köylere gönderiyorlardı. Bu kütüphanelerin kitaplarını düzenli olarak yeniliyor, farklı köyler arasında dolaştırıyorlardı.