Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz; ama kitapların büyüttüğü bir kız, etini cendereye dahi sıkıştırsanız bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
“Beyler,” diye sesleniyordu doktor; şehirde yaşayan politikacılara, bilim ve sanat camiasına, basına:
“Bu saklambaç oyununu daha ne kadar sürdüreceksiniz?
Vatanseverlikten, halk sevgisinden, kültürden dem vuruyorsunuz.
Peki ama bu insanlar için ne yapıyorsunuz? Kimileri vatanını arsızca soyuyor. Diğerleri vakitlerini bürolarda, basın odalarında, okullarda heba ediyor. Oysa halk çürüyor, alkolikleşiyor, öfkeye gömülüyor. Ulus çökmekte. Daha ne bekliyorsunuz? İnecek misiniz halkın yanına? Onları iyileştirecek, eğitecek, terbiye edecek misiniz?
“Bir ülkede halkın çoğunluğunun bilgisizliğine katlanmak bir ayıptır. Kültür meşalesini taşıyanların buna sessiz kalması ise bir suçtur. Devlet dediğiniz yapı, üst katları yüksek tavanlı, geniş, ferah ve ışık alan salonlardan, alt katlarıysa rutubetli, kasvetli, neredeyse penceresiz odalardan oluşan bir kaleye benzememelidir.”
Tarih, kibirli kahramanlara defalarca ders verdi, onları hatalarıyla yüzleştirdi. Kurnaz Metternich'lerin, zorba Alba düklerinin saltanatlarını defalarca yerle bir etti. Hepsini bir çocuk kâğıt evleri gibi bir hamlede darmadağın etti. Ama tüm bunlar kimseye ders olmadı. Siyasetçiler hâlâ o eski, hantal, yağmacı düzenin oyununu sürdürüyor.