ÖYLESİNE BİRİ

ÖYLESİNE BİRİ
@Birazynp
Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz; ama kitapların büyüttüğü bir kız, etini cendereye dahi sıkıştırsanız bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
İsa Mesih, elinde dua kitabıyla dolaşmıyordu. İnsanların kalbine dua ihtiyacı aşılıyordu. Vergi memuru bile işini bırakıp onun peşine düşüyor, havari oluyordu. Ama bizde nasıl? Bu kutsal sıfata sahip olanlar ticareti seçiyor, lüksü, tembelliği... Halk da onları dinlemek istemiyor. Neden etkilensin ki? Ruhları uyandıramayanlar dindarlık da aşılayamaz. Dini, kuru kurallara indirdiler. Kutsal kitabı yorumlarla boğdular. İsa’nın anlamını ve özünü unuttular. Oysa İsa “Tanrı’yı hatırlayın,” demiyordu. “Sevin,” diyordu. “Sevgiyle yaklaşın. Herkesi sevin. Tüm varlıkları, taşı, ağacı, deniz kıyısındaki kumu bile sevin. Sevgide dinin özü vardır,” diyordu. Bu sevgi, insanı, toplumu, ulusları dindar kılan şeydir,”
Reklam
Bizde lise öğrencileri sınav bitince kitaplarını yakıyor. Neden? Çünkü okul, onlara sadece tozlu, sıkıcı bilgiler yüklemiştir. Bilimle ilişki kurmamış, susuzluk yaratmamıştır. Oysa bilimsel düşünce olmadan bilim olmaz. Bilime susamadan bilim adamı yetişmez. Sanat da öyledir; sanatsal duyarlılık olmadan sanat doğmaz.
Buharla, rüzgarla, elektrikle ya da neyle çalıştırırsanız çalıştırın, işleyen birer mekanizma gibiydiler; fakat ruhları yok gibiydi. Ülkelerine olan bağlılıkları bile bir kurt yuvasına duyulan içgüdüsel bağlılığa benziyordu. Ailelerine ve insanlara olan sevgileri de öyleydi; ham, sezgisel ve kendiliğinden... Maneviyat eksikti.
“Bu ülkede kariyer peşinde koşan rahip çok. Ama kilise bir kariyer basamağı değil; bir adanma yeridir. Siyasete bulaşmış din adamları, kilisenin ve halkın bedenine işlemiş iltihaplı ur gibidir. Ben, unutulmuş ve acı çeken Fin halkına gerçek bir havarilik yapmak istiyorum. En yüksek kariyerim işte bu olacak.”
Doktorun naaşı mezara indirilirken, bir delikanlı öne çıktı ve şöyle seslendi: “Biz köy kırlarından, ormanlardan geldik. Yanımızda çelenk, çiçek yok. Çünkü biz geldik; siz Suomi’nizin toprağına kendi ellerinizle ektiğiniz taze çiçekleriz. Ey büyük halk bahçıvanı, huzur içinde uyu! Sen ne bir Sezar’dın, ne bir Napolyon. Bir karış yabancı toprağı işgal etmedin, bir damla kan akıtmadın ama vatana binlerce sağlıklı, güçlü, çalışkan el bıraktın. Sana sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz, halkımızın sağlığı için mücadele etmiş büyük kahraman!”
Reklam